17 Eylül 2014 Çarşamba

AĞRILI VE ACILI CİNSEL İLİŞKİ KADER DEĞİL

Tıp dilinde "disparoni" adı verilen ağrılı cinsel ilişki kader değil, cinsel terapi ve tıbbi tedaviler ile tedavi edilebiliyor. Ülkemizde ve dünyada pek çok kadının aktif cinsel yaşama girmesiyle birlikte ortaya çıkan ve yaşamlarının herhangi bir döneminde cinsel ilişki sırasında beklenmedik bir biçimde görülen ağrı ve acı çekme durumu, genellikle vajinada, klitoriste, kasık bölgesi ile vajinanın iç ve dış dudaklarında, basınç, yanma, ağrıma, şişlik ve yırtılma hissi olarak tarif ediliyor… Birçok kadının ortak sorunu olan disparoni basit bir enfeksiyondan kaynaklanabileceği gibi ciddi hastalıklara da işaret edebiliyor, evlilik ve ilişki sorunlarına davetiye çıkartabiliyor. Bu nedenle cinsel ilişki sırasında ağrıdan yakınan kadınların zaman kaybetmeden mutlaka bir cinsel terapiste ve jinekologa başvurmaları gerekiyor.
NASIL TANI KONUYOR?
Disparonide tanı koymak çok önemli... Disparoninin en temel belirtileri şunlar: (1) Cinsel birleşme sırasında penisin vajinaya girmesinde zorlanma, (2) vajinaya girme ya da girme girişimleri sırasında vulvovajinada ya da pelviste belirgin bir ağrı duyma, (3) vajinaya girme eyleminin gerçekleşeceği beklenirken ya da vajinaya girme sırasında ya da girilmesinden ötürü vulvovajinada ya da pelviste ağrı duymayla ilgili olarak belirgin bir korku ya da kaygı duyma, (4) vajinaya girme girişimi sırasında aşk kaslarını (pelvik taban kaslarını) çok germe ya da sıkma durumları, yaklaşık olarak altı aydır, sürekli ya da yineleyici bir biçimde yaşanıyorsa, kadında ve çift ilişkisinde belirgin bir sıkıntıya neden oluyorsa disparoniden söz ediyoruz. Ağrı genellikle vajina ya da kasık bölgesinde gelişiyor ve yalnızca penis-vajina ilişkisinde değil, aynı zamanda tampon, jinekolojik muayene gibi diğer vajinaya giriş (penetrasyon) durumlarında da söz konusu oluyor...
 
VAJİNİSMUSTAN AYIRMAK GEREKİYOR...
Disparoniyi vajinismustan ayırmak önemli... Disparoniden yakınan kadınlar, ağrı ve acının verdiği korkuyla ağrı beklentisine girebiliyor ve cinsel ilişkiye girmekten kaçınabiliyor. Hatta bazı durumlarda ağrının ve acının çok şiddetli olması, vajinal kasların, ilişkiye girilmesine engel olacak kadar sıkı kasılmasına bile yol açabiliyor. Disparoni ile seks yapma korkusu olarak bilinen vajinismusun birbirinden ayrılması genellikle zor oluyor. Bazı bilimi insanları vajinismusu, disparoninin ağır ve fobik olan ucu olarak tanımlıyor ve her iki durumda da yaşanan ağrı aşk kasları adını verdiğimiz pelvik taban kaslarında ortaya çıkıyor. Vajinismusta penis vajinaya giremiyor ama disparonide ağrılı olsa da penis girişi mümkün olabiliyor.
BİRÇOK TİPİ VAR...
Disparoni “derin ve yüzeyel”"primer (yaşam boyu) ve sekonder (edinsel)”, “psikolojik nedenli  ve fiziksel nedenli” olarak farklı biçimlerde sınıflandırılabiliyor. Derin disparoni, vajinaya penisin tam olarak girmesinden sonra kasık veya karın bölgelerinde ağrı ve acı hissedilmesi olarak tarif ediliyor. Rahim, yumurtalık, tüpler ve alt karın bölgesi ile ilişkili önemli hastalıklar derin disparoniye neden olabiliyor. Yüzeyel disparoni ise vajinanın hemen girişinde veya vajina içerisinde hissedilen ağrı ve acı hissi olarak biliniyor. Primer disparoni, kişi cinsel açıdan etkin olduğundan beri varken, sekonder disparoni oldukça olağan bir cinsel işlevsellik evresinden sonra başlıyor. Disparonide psikolojik nedenlerden çok fiziksel nedenler ön planda görülüyor. Herpes simpleks enfeksiyonu (genital uçuk) ya da vajinit gibi vajinal bölgede ya da rahimde gelişen enfeksiyonlar, vajinada, rahimde veya yumurtalıkta gelişen kitle ve tümörler, vajinada yabancı cisimlere karşı oluşan alerjiler, endimotriozis yani iç genital bölgedeki organlarda oluşan yapışıklıklar, menopoz döneminde vajinada oluşan kuruluklar, kızlık zarının yapısal olarak sert olması gibi kızlık zarıyla ilgili sorunlar, doğumsal vajina kusurları disparoniye neden olabiliyor. Bunun dışında psikolojik sorunlar, ön sevişmeye yeteri zaman ayrılmaması ve yeterince hazır olunmadan cinsel ilişkiye girme vajinada tahrişe ve ağrılı cinsel ilişkiye neden olabiliyor. Erkeklerde ise üretra enfeksiyonları ağrılı cinsel ilişki yaşanmasına yol açabiliyor.
 
TEDAVİSİ MÜMKÜN...
Disparoni tedavisi mümkün olan bir cinsel işlev bozukluğu olarak biliniyor. Psikolojik veya fizyolojik kökenli sebepler nedeniyle ağrılı cinsel ilişki yaşayan bireylere teşhis konulabilmesi için öncelikli olarak ayrıntılı bir jinekolojik muayeneden geçilmesi, bir takım tetkiklerin ve psikolojik değerlendirmelerin yapılması gerekiyor. Jinekolojik muayene sonrasında disparoniye sebep olan koşulların tam olarak tespiti  konusunda mutlaka bir cinsel terapistten yardım alınması gerekiyor. Disparoni tedavi edilmediği takdirde kadının karşı cinsle kuracağı ilişkilere zarar verebiliyor, evlilik ve ilişki çatışmalarını arttırıyor, zamanla sekonder vajinismusa ve cinsel soğukluğa neden olabiliyor, cinsel birleşmeden keyif almayı engelliyor ve kadının kendisine olan saygı ve güvenini zedeliyor. Oysa disparoninin yüzde yüz tedavisi mümkün...
 
TEDAVİ NEDENE YÖNELİK OLUYOR...

Cinsel ilişkide ağrı sorunu yaşayan kişilerde tedavi nedene yönelik oluyor. Jinekolog duruma göre ilaç tedavileri, hormon tedavileri, cerrahi tedaviler gibi tıbbi tedavileri uyguluyor, cinsel terapist ise, vajinal kayganlaştırıcılar yani lubrikanlar (vajina içine fitil, krem, jel, sprey formundaki ilaçlar), nefes ve gevşeme egzersizleri, parmak egzersizleri, dilatatörler, Kegel egzersizleri gibi uygulamaları içeren cinsel terapi öneriyor ve bu tedaviler oldukça fayda sağlıyor. Disparoni tedavisinde şu aşamalar izleniyor. (1) Jinekolog ve cinsel terapist kişiye cinsel ilişki sırasında hissedilen ağrının ve acının nedeninin ne olduğunu açıklıyor, (2) mümkünse fiziksel ağrı nedeni ortadan kaldırılıyor. (3) Kadının, penisin girişini kontrol etmesi için Kegel egzersizleri ve idrar tutup bırakma egzersizleri öneriliyor. (4) Çifte cinsel ilişkilerini renklendirmek, hoş ve cinsel yönden daha uyarıcı deneyimler katmaları için aşk oyunları (birlikte duş yapma, cinsel ilişkiye girmeksizin karşılıklı okşama, erotik masaj, parmak oyunları, erotik kitaplar, filmler ve resimler, vb.), (5) romantizm (6) uzun bir önsevişme, (7) penis girişine en az olanak veren cinsel birleşme pozisyonları (kadının sırtüstü yatar durumda bacaklarını düz olarak uzattığı), (8) interfemoral ilişki (kadın sırtüstü veya yüzükoyun, ayak belikleri birbirine kenetlenmiş şekilde yatar, böylece kadının bacakları ve vulva arasında, vulva ve penis stimülasyonuna izin verecek ve vajinal ilişkiye bir alternatif oluşturabilecek üçgen şeklinde bir alan oluşturur) ve (9) bol miktarda kayganlaştırıcı kullanılması tavsiye ediliyor. Bu gibi uygulamalar vajinal genişlemeyi artırıp kuruluğu önleyerek sürtünme ve ağrıyı azaltıyor.

16 Eylül 2014 Salı

SONLAR VE YENİ BAŞLANGIÇLAR

Her güzel şeyin bir sonu var, kabullenilmesi gereken ama asla kavga edilmemesi gereken bir hayat gerçeği bu... Çok tanıdık, çok sık kullanılan bu söz ile uzayın sonsuzluğundan, manevi olarak yaşamın sonsuzluğundan söz etmiyorum, doğumdan ölüme kadar yaşanılan, görülen, dokunulan, sahip olunan, kullanılan ve kimi zaman da paylaşılan şeylerden söz ediyorum. Ve tüm son'ların iyisi ve kötüsü olduğunu hatırlatıyorum. Hastayken iyileşmek ve çekilen acılardan kurtulmak "iyi bir son", aşkı ve sevgiliyi kaybetmek de "kötü bir son"... Hatta kötü sonların kimileri de kaçınılmaz, göz göre göre geliyorlar... Gençliğin ve ömrün son bulması gibi, tatilin bitişi gibi... Ünlü Alman şairi ve filozofu Gothe, son nefesinde “Biraz daha ışık!” demişti. Ben ise genelde "güzel bir son" diliyorum ama yeşili, mavisi, sarısıyla denizin, güneşin ve doğanın bir arada bulunduğu her güzel günü geride bırakırken, şu an ve şimdi, "yeni ve daha güzel bir gün" diliyorum... Ve içimden, her sonun yine, yeni ve yeniden bir başlangıç olduğunu mırıldanıyorum...
HER ŞEYE RAĞMEN GÜLÜMSE HAYATA...
“Bir sona geldiğin için ağlama, onu yaşadığın için gülümse” der ünlü Kolombiya’lı yazar Gabriel Garcia Marquez... Yıllar, bayramlar, mutlu ve endişeli günler hep birbirini izleyip durur yaşam dediğimiz bu döngüde... Kimi görevler yerine getirilir, zamanı gelince bu görevlerin bizden sonra gelenlere devredilmesinin mutluluğu yaşanır. Bu bayrak yarışında önemli olan başlangıçlar değil, kurumların, girişimlerin, yaşamların, bizi biz yapan değerlerin devamlılığı ve sürekliliğidir. Kimi zaman, bir anlığına da olsa hayatın karmaşasından başımızı kaldırmak, tüm dertlerimizi geride bırakmak ya da kendimize ve çevremize zarar veren alışkanlıklarımızdan kurtulmak için bir çıkış yolu bulmaya uğraşırız. Bu uğraşımızda  yardımcımız yine sevdiklerimiz ve dostlarımız olur, iyi ve kötü günde yanı başımızda duran ve her sonun bir başlangıca vesile olduğunu hatırlatan güzel insanlar, can dostlarımızdır onlar… Tüm başlangıçlar aslında kendi gerçekliklerinin diğer tarafında, aynanın sırlı tarafında birer sondur ve tüm sonlar yeniden bir enerji ve yaşam patlaması şeklinde yeniden doğuştur, başlangıçtır.
DOĞRU BAŞLAMAK KADAR DOĞRU BİTİRMEK DE ÖNEMLİ...
Başlangıçlar ve sonlar birbirinden çok da ayrı şeyler değil aslında... O tarifi imkansız mutluluklar başlangıç anlarıyla birlikte başlıyor aslında ve tabi kaçınılmaz sona doğru gidişler de… Başlamak insanoğlunda bir tedirginlik, bir ikilem hissi yaratsa da kalpteki umutlar içinde hep coşkular, hevesler, arzular, heyecanlar, mutluluklar barındırır... Oysa ki bitişler öyle mi ya? İnsanda bir doygunluk hissi uyandırsa hatta bazen bir rahatlama hissi uyandırsa da, genellikle bitişler hep hüzün, hep keder, hep başarısızlık duygusunun ağır bastığı durumlar olarak karşımıza çıkar. Başlangıçları çok çok önemsiyoruz da sona gelmişse bir şeyler, niyeyse aynı özeni göster(e)miyoruz. Oysa sonlarla değerlendiriyor, sonları hatırlıyor insanoğlu, olayları, aşkları, duyguları... Ailemize yeni katılan bir bebeğin doğumuyla yaşandığımız sevinç unutuluyor zamanla da… Bu dünyadan göçerken bir insan, dünyada bıraktığı izlerle, yaptıkları kalıyor hep aklımızda... Aşıkların, başlangıçta hissettikleri güzel ve çok özel duygular, iş bir gün ayrılık noktasına geldiğinde belleklerinden silinebiliyor. Aslında pragmatist yapımızdan kaynaklanıyor biraz da, işe, aşka, ilişkiye başlarken ki beklentilerimiz, sonuçlarına göre bir anlam kazanıyor ancak… Peki öyleyse neden esirgiyoruz hak ettiği özenli yaklaşımı sonlardan? Neden, boş vermişlikle, ilgisizlikle, bıkkınlıkla ve onların doğurduğu kaba bir nezaketsizlikle hırpalıyoruz hayatımızın bu dönüm noktalarını? İlkler kadar sonları da, başlangıçlar kadar bitişleri de saklamıyor muyuz sanki aklımızın ve kalbimizin tozlu arşivlerinde? Bir devamlılık var doğada şüphesiz, başlayan hiçbir şey bitmiyor, değişiyor aslında. Ayrılıklara, vedalara, uğurlamalara, beraberliklere, en baştaki merhabalar, karşılamalar, güler yüzlü samimiyetler olmadan varılmıyor aslında...
Sonlardan bir türlü kaçamıyoruz. Kaçınılmaz olanı geciktirmeye çalışsak da sonuçta kabullenmekten başka çaremiz de yok. Asıl olan bu durumun kabulünü nasıl gerçekleştirdiğimiz... Asıl mesele hayatımıza aldıklarımızı, zamanında kendimizden çok önem atfettiklerimizi, şimdi hayatımızdan öyle ya da böyle çıkartırken nasıl davrandığımız... İçten ve samimi bir gülümsemeyle “buyur ederek” kalbimizin kapılarını açtığımız misafirlerimizi zamanı geldiğinde yolcu ederken, aynı hassas yaklaşımı ve olgun duruşa sahip olup olmadığımız... Henüz yaşamımızın herhangi bir alanına nüfuz etmemişken, duyarlılıklarımıza dokunmamışken, çıkarlarımızın bam teline basmamışken birileri ya da bir şeyler, düşünceli, incelikli, hoşgörülü olabilmek, gerçekte çok kolay olmalı... Asıl zor olan kısım, aramızda yakınlaşmalar olduğunda, sınırlarımız birbirine karıştığında, paylaşımlarımız artmaya ve çoğalmaya başladıktan sonra, gerektiğinde kabalaşmadan, çirkinleşmeden, geçmişe ihanet etmeden noktayı doğru yer ve biçimde koyabilmek... Başlatmaktan daha önemlisi, sürdürüp götürmekten daha yücesi doğru biçimde bitirmeyi bilmektir. Birisi hakkında doğru hüküm verebilmemiz, onun ayrılıklardaki, bitişlerdeki, sonlardaki yaklaşımlarını görmemizle mümkün. Geceyi düşün bir de arkasından doğan güneşi…Kışları düşün bir de arkasından gelen taze baharları… Olumsuz düşünceleriniz olduğu kadar olumlu düşüncelerinizde olmalı hayatta. Bir son varsa, bilmelisiniz ki, yeni bir başlangıçta vardır mutlaka… Çağımızın ünlü düşün adamlarından olan ve doğu kültürünün büyük üstadı, Filistinli Edward Said bir yazısında bakın nasıl bakıyor konuya: “Peki nedir başlangıç? Başlamak için ne yapmak gerekir? Bir faaliyet ya da bir an ya da bir mekân olarak başlangıcı özel kılan nedir? Öyle kafamızın estiği zaman başlayabilir miyiz? Başlangıç için nasıl bir tutum ya da ruh hali gerekir? Tarihsel açıdan bakıldığında, başlangıç için en elverişli denebilecek bir an, başlangıcın en önemli faaliyet olduğu bir birey var mıdır? Edebiyat eseri açısından başlangıç ne kadar önemlidir? Başlangıç hakkında bu tür sorular sormaya değer mi? Eğer öyleyse, bunları somut, anlaşılır ve bilgilendirici şekilde ele almak ya da cevaplamak mümkün müdür? Başlangıç yalnızca bir eylem türü değil, aynı zamanda bir ruh hali, bir çalışma şekli, bir tavır, bir bilinçtir..."
HER SON YENİ BİR BAŞLANGIÇTIR...

Adı her ne olursa olsun, ister aşk, ister iş, isterse de arkadaşlık ya da dostluk, bir ayrılık durumu yaşıyorsanız ve bu durumun gerçekleşmesi halinde ne türde olumsuzluklarla karşılaşacağınıza  dair kuşkularımız varsa, yol yakınken dönmekten, başlamadan son vermekten çekinmemek büyük olasılıkla sizin hayrınıza olacaktır. Galiba, bizler hızla akıp giden yaşamlarımızda bir sevgili, bir eş, bir iş arkadaşı, bir ortak, bir dost seçerken, onunla beraberliğimizi yürütüp yürütemeyeceğimizden ziyade, gün gelir de eğer gerekli olursa uygun biçimde nasıl ilişkimizi sonlandıracağımızı düşünmeliyiz. Yalnız başkalarını değil kendimizi de herhalde başlangıçlarda değil, en iyi şekilde hep bitişlerde tanıyor, duygusal sınırlarımızı bitişlerle tayin ediyoruz. Hayal kırıklıkları, günlük hesaplarımızın ve geçici çıkarlarımızın bozulması, gereksiz kırgınlıklar, aşırı kızgınlıklar, kişisel kontrolümüzü kaybettiriyor ve  bizi biz olmaktan çıkarıyor mu, yoksa tüm olumsuz durum ve  koşullara karşın, kayıplarımıza, acılarımıza, kızgınlığımıza ve kırgınlığımıza rağmen vazgeçmeyi, zarar vermemeyi, sakinliği elden bırakmamayı başarabiliyor muyuz? Yoksa sevgi bitince dostluğu da umursamıyor muyuz, ilişki sona erdiğinde saygısızlık yapmayı kendimizde bir hak olarak mı görüyoruz, arkadaşlıkların ardından dedikodu yapmayı ve kötü biçimde konuşmayı, işteki ortaklık çözülünce aleyhte bulunmayı  kendimizde bir hak olarak mı görüyoruz? Unutmayın, sonlar da emek istiyor en az başlangıçlar kadar... Çünkü her son yeni bir başlangıçtır. Bu durumda felsefi olarak bu önermenin tersi de mümkündür yani her başlangıç yeni bir sondur. Herhalde hayata pozitif tarafından bakabilmenin  altın kuralı bu, her başlangıcı yeni bir son olarak görmek yerine, her sonu yeni bir başlangıç olarak görmek... Biten bir şeyi başlayan yeni bir şey olarak algılamak... İnsanların alıştığı ve kaybetmekten korktuğu şeylerden vazgeçmesi ve onlardan ayrılması her zaman zor olmuştur. Alışkanlıklarından ayrılmak korkutur insanı. Hayatta öyle sonlar vardır ki, sanki hayat o an bitmiş gibi gelir bazen… İnsan böyle anlarda yalnız sonları görür, sonları yaşar… Peki ya başlangıçlar? Hayatta sonlar kadar başlangıçlar da vardır. İşte bu başlangıçlar her insanın kolay kolay gör(e)meyeceği şeyler… Hayattaki her sonun sizler için yepyeni başlangıçlar olması dileğiyle…

10 Eylül 2014 Çarşamba

CARPE DİEM

İnsan hiç bir şeyi aşamıyorsa, en azından kendi gölgesini aşmalı, mutlaka ayaklarını suya, bedenini toprağa, elini yeşile, gözünü maviye değdirebilmeli, doğasından ve doğadan uzaklaşmamalı, doğanın keyfini yaşarken ruhunu da dinlendirebilmeli, bir şekilde zamanı durdurabilmeli, şu an ve şimdide yaşamalı, anlık bile olsa doğada eriyip kaybolabilmeli... Açan çiçek, öten kuş, esen rüzgar, yağan yağmur, ısıtan güneş olmalı, her gününde doğa olmalı, inançlarıyla, erdemiyle, dürüstlüğüyle, hoşgörüsüyle, sevdikleriyle ve dostlarıyla akıp giden zamana ve hayatına değer katabilmeli, kısaca yaşamalı... Carpe diem yapmalı...
GÜNÜ YAKALA...
Bildiğiniz gibi carpe diem Latin edebiyatının ünlü ozanı Horatius’un bir dizesinde geçen "Gününü gün et, zamanın tadını çıkar, günü yakala, anı yaşa, günü yaşa!" anlamındaki bir özdeyiş... Bu özdeyişi insanoğlu doğru anlamalı, hazcı felsefenin bir savunusu gibi görmek yerine, geçmişi bugüne bulaştırmak veya gelecek hakkında endişelenmek yerine yaşanılan anın değerine vurgulamak için yapılan bir uyarı gibi algılamalı... 19. yüzyıl başlarında Byron’ın yapıtlarında sık sık geçen "Günü yakala!" deyiminin de, yaşanmakta olanın önemini gözden kaçırmamayı salık verdiği hiç unutmamalı. Anadolu’da sık kullanılan "Günü anlamlı yaşa!" özdeyişinin ise, insanların sadece bedenlerini uykuya, ruhlarını ölüme hazırlamaları yerine, şu an ve şimdi hayatlarına değer katmaları gerektiğini vurgulama konusunda örtük bir uyarı barındırdığı akılda tutulmalı. Yani yarının ne olacağı bilinmediği için, içinde bulunulan zamanın kıymetinin bilinmesi, yarına mümkün olduğunca az güvenilmesi gerektiği vurgusu zihne kazınmalı. Hatta Carpe diem sözünün geçtiği ve geçenlerde kaybettiğimiz ünlü aktör Robin Williams'ın başrolde oynadığı Ölü Ozanlar Derneği filminde "Sadece bir tane hayatınız var ve şimdi yapmayacaksınız da ölünce mi yapacaksınız?" ifadeleri ile anın değerinin bilinip ona göre hareket edilmesi gerektiği hayat rehberi olarak alınmalı, yaşanmalı... Son yıllarda yazdığı eserlerle Dünya çapında haklı bir ün kazanan, çalışmaları Türkçeye çevrilerek ülkemizde de yayımlanan Robin Sharma’nın konuya yaklaşımı ise biraz daha farklı… “Anı yaşamak zihinde değil, kalpte olur..."
ANIN KIYMETİNİ BİLİP DEĞERLENDİRMEK GEREKİYOR...
Anı yaşamak, ilk bakışta 1960’ların Çiçek Çocukları olarak da tanınan Hippilerin yaşam felsefesini yansıtan ütopik bir ifade gibi geliyor. Hatta "Savaşma, seviş" sözü de onlara ait... “Anı yaşa” denilince, genç kuşaklar tarafından eski anıları yaşamak gibi de anlaşılabiliyor zaman zaman… Carpe diem'in felsefesi kişiler ya da kültürler bazında çoğunlukla anlaşılmak istendiği gibi anlaşılmış ve öyle de toplumsal kabul görmüştür. Bu ve benzeri yoruma açık terimlerde, insanoğlu maalesef biraz da işine geldiği şekilde bir yoruma kaçmıştır. Carpe diem "geçmiş için kafa yorma, gelecek için de plan yapma" anlamında değildir. Yaşamı ele alış biçimini kökten değiştiren, yaşanılan anın önemini bildiren ve onu doğru kullanmayı salık veren bir görüştür. Gününü gün etmek demek değildir carpe diem. “Günü yakala, anı yaşa” der ve yol gösterir. “Günü kurtar, boş ver gitsin…” demez! Yaşamı hoyratça, sorumsuzca harcamayı önermez, tam tersine, hayatın belli bir miktar yükleyerek vermiş olduğu “kredi kartının limitini” yani gittikçe azalan zamanı kişinin kendisi, çevresi ve insanlık için en verimli şekilde çalışarak geçirmesini salık verir. Bu nedenle René Descartes ve Gottfried Leibniz ile birlikte 17. yüzyıl felsefesinin en önde gelen Rasyonalistlerinden biri olarak kabul edilen Baruch Spinoza, “Sonsuz olduğumuzu hissediyoruz ve gözlemliyoruz” der.
SORUNUN BİR PARÇASI OLAN ÇÖZÜMÜN DE BİR PARÇASI OLUR...

"Şu an ve şimdi" carpe diem eyleminin ve düşüncesinin odak noktasıdır. Hayat şu anda var olmanın kalbindedir. Denilebilir ki: "Dün geçti! Yarın henüz olmadı! Bugün eyleme geçip, düşünceleri gerçekleştirecek gündür. Bekleme. Erteleme. Şimdi değilse ne zaman?” Hayatımızı değiştirmek, iyi, doğru ve güzele yönelmek için asla geç değildir. Değişim için ayak sürüyen ve bahane bulanlar, çoğunlukla suçu yetersiz eğitim, kötü geçirilmiş çocukluk, sorunlu aile, işyeri problemleri, maddi zorluklar, adaletsizlik, haksızlık gibi birçok kavrama bağlarlar. Bir tek yapamadıkları aynanın karşısına geçip yüzleşemedikleri kendileri ve öz benlikleridir. Kişiler artık bu kısırdöngüden sıyrılmalı, kendini tanımalı ve sorunu tespit edip, ona çözüm aramalıdır. Çünkü sorunun bir parçası olan, çözümün de bir parçası olur. Anı yaşayan kişi yaşadığı her dakikaya, her saniyeye odaklıdır, yaptığı işe tam anlamıyla konsantredir, işini tıpkı bir cerrah titizliğinde yapar, ne bir kaplumbağa kadar yavaştır ne de tavşan gibi nefes nefese, alelacele, koşarak keyif almadan ve farkındalıksızdır… Hiç telaşlı değildir, en uygun hızda ve en verimli bir şekilde tamamlar işini... Onda yargılama, korku ve endişe yoktur, kabullenme durumu vardır. Sanki insanın önündeki tüm engeller ortadan kalkar, her şey başarması için ona yardım eder. Yaşadığı her saniyeden keyif alır, mutlu olur ve bu keyif doğayı, insanları, kokuları, renkleri, biçimleri ve çevresindeki ister insan, ister farklı bir şey olsun her şeyi anlamasını, algılamasını, yorumlamasını ve takdir etmesini sağlar. İşte böyle anlarda aldığı her nefes için, attığı her adım için, aslında her şey için bir tür minnettarlık duyar. Bu nedenle hayatı ve ilişkileri, ne alacağız, ondan ne kadar koparacağız  bakış açısı ile değil, “Ben nasıl bir katkıda bulunabilirim?” şeklinde ele almak gerekir. Ünlü Romalı düşünür, devlet adamı ve edebiyatçı Seneca şöyle der: "Hayatta en büyük engel, beklemektir. Daha sonra gelecek olan her şey bu belirsizliğin alanına girer ve bekler. O zaman şu  andan itibaren anı yaşayın…"

9 Eylül 2014 Salı

AŞK EGZERSİZLERİ

Çiçekler ve çikolatalar romantik anlar için ideal olabilir ama gün içinde kimseye çaktırmadan yapılacak birkaç basit egzersiz hareketinin seks yaşamını tamamen değiştirebileceğini biliyor muydunuz? Farklı ülkelerde her gün bir yenisi yapılan bilimsel araştırmalar bizlere gösteriyor ki; egzersizlerin cinsel yaşantıya olumlu etkileri yadsınamayacak kadar çok... Cinsel Sağlık Enstitüsü Derneği (CİSED) cinsel terapistleri düzenli egzersizlerin birçok yönden hem ruhu hem cinsel gücü hem de vücudu beslediğini savunuyor. Çünkü kasların gelişmesi, dayanıklılık seviyesinin artırılması ve kan dolaşımının düzenlenmesi cinsel yaşamı olumlu etkiliyor. Kegel egzersizleri, aşk kasları adı verilen pelvik taban kaslarını güçlendirmek için yapılması önerilen egzersizlerin başında geliyor. Yapılabilirliği itibarıyla basit olan bu egzersizler, idrar akışının kontrol edilmesini ve pelvik organların tutunduğu kaslarının tıpkı bir hamak misali yerinde durmasını sağlamanın yanında cinsel sorunların tedavisinde de kullanılıyor. Ancak buna rağmen pek çok kadın aşk kaslarının bugüne kadar farkına varmamış, hatta keşfedememiş durumda...
AŞK KASLARINI KEŞFETMEK...
Başlamadan önce aşk kaslarının tam olarak nerede olduğunu anlamak gerekiyor. Küçük tuvalet yapılırken kişinin istediği zaman durabilmesini sağlayan kaslar aşk kaslarıdır. Aşk kaslarının zayıflığı mesane kontrol problemleri (idrar kaçırma) veya bazı pelvik organların sarkmasına  neden olabiliyor. Günümüzde doktorlar ve cinsel terapistler sık sık Kegel egzersizlerini aşağıdaki durumlarda bir reçete olarak veriyor: (1) Erken boşalma veya orgazm olamama gibi cinsel işlev bozuklukları, (2) hem erkeklerde hem de kadınlarda strese bağlı inkontinans (idrar tutamama), (3) erkeklerde idrar tutamama durumu ve (4) doğum nedeniyle pelvik taban zayıflığı... Gebelik ve doğum sırasında, pelvik taban gergin hale gelebiliyor ve genellikle doğumdan sonra aylarca, yıllarca idrar kontrolü sorunlarına neden olabiliyor. Zayıflamış bir pelvik taban da sarkma (rahim sarkması) bir veya daha fazla pelvik organın rahim dışına çıkmasına zemin hazırlayabiliyor. Bu nedenle hamile ve doğum yapmış kadınların günlük olarak Kegel egzersizlerini yapması önem taşıyor. Çünkü düzenli bir biçimde yapıldığında Kegel egzersizleri gerek günlük hayatı gerekse cinsel yaşantıyı daha kaliteli bir hale getirebiliyor. Genital bölgedeki kan dolaşımını güçlendiriyor, bu da cinsel isteği ve cinsel yaşamın kalitesini artırıyor. Daha güçlü ve zevk veren orgazmlar yaşamasını sağlıyor. Vajinal bölgedeki kontrol duygusunun ve kişinin kendisine olan güveninin artmasına katkı veriyor. Küçük tuvaleti daha rahat tutabilmeye yardımcı oluyor. Vajinal sarkmaları önlüyor. Kegel egzersizleri dışında hem cinsel hayatı hem de ruhsal ve fiziksel sağlığı düzenleyen birçok egzersiz ve germe hareketi bulunuyor. Yoga ve dans dersleri özellikle pelvis bölgesinin çalışmasını sağlıyor. Tekme hareketi içeren egzersizler ve yüzme gibi diğer sporlar da cinsel hayata olumlu etki yapıyor. Her çeşit düzenli egzersiz enerjiyi dengeliyor, kişiyi canlandırıyor, cinsel hayattaki isteği ve tutkuyu artırıyor. Bu nedenle fırsat buldukça egzersiz yapmak gerekiyor.
KEGEL EGZERSİZLERİ NASIL YAPILIYOR?
Kegel egzersizlerini yapmak son derece kolay ve hiç kimsenin bilemeyeceği ve hissedemeyeceği herhangi bir yerde, kimseye çaktırmadan, çok rahatlıkla yapılabiliyor. (1) Yavaş Kegeller aşk kaslarını güçlendirmeye ve bu kaslara hükmetme süresinin artmasına yardımcı oluyor. (2) Hızlı Kegeller ise öksürüldüğünde ya da hapşırıldığında aşk kaslarının gerilme hızını artırıyor. Kegel egzersizleri yeterli süre yatarak tekrarladıktan sonra, oturarak yapılıyor. Vücuttaki değişimi hissetmek için en az 6 haftaya ihtiyaç duyuluyor.
YAVAŞ KEGEL EGZERSİZLERİ...
Öncelikle, oturma pozisyonunda veya yatar durumda idrarı tutmak istermiş gibi aşk kaslarını sıkıp, gevşeterek kişinin kendini test etmesi ve bu kontrol esnasında idrar deliği ve makat kaslarını sıkarken  aşk kaslarını hissetmesi gerekiyor. Karın bölgesinde bir kasılma hissediliyorsa doğru kasların çalıştırılmadığı varsayılıyor. Yavaş Kegel egzersizleri için yere ya da yatağa uzanıp, bir çiçeği koklar gibi yavaşça nefes alıp, bir mumu üfler gibi yavaşça nefesi vermek ve bir ritim yakalamak önem taşıyor. Aşk kaslarını nefes alırken 5 saniye yavaşça sıkmak, nefes verirken 5 saniye yavaşça gevşetmek gerekiyor. Bu işlemin her seferinde 10 kez, günde 10 kür olmak üzere en az 100 defa yapılması tavsiye ediliyor. Zamanla kasma ve gevşetme süresi 10 saniyeye çıkartılabiliyor.
HIZLI KEGEL EGZERSİZLERİ...
Hızlı Kegel egzersizleri de aynı yavaş Kegel egzersizleri gibi yapılıyor. Tek farkı, aşk kaslarını daha çabuk sıkıp serbest bırakmak, yani 5 saniye yerine 3 saniye kasıp, 3 saniye gevşetmek gerekiyor.
CİNSEL SORUNLARININ ÇÖZÜMÜNDE AŞK EGZERSİZLERİ...
Dr. Arnold Kegel tarafından bulunan Kegel egzersizleri, başta vajinismus (seks yapma korkusu), disparoni (ağrılı cinsel ilişki), cinsel isteksizlik, erken boşalma, iktidarsızlık olmak üzere cinsel işlev bozukluklarını tedavi etmekte kullanılıyor. Hatta Kegel egzersizlerinin yaşlı erkeklerin penislerinin sertleşmesi üzerinde olumlu etkiye sahip olduğu bilinen bir gerçek... Kegel egzersizleriyle erkekler güçlü ereksiyon elde edebiliyor ve yoğun orgazm yaşayabiliyor, boşalmalarını daha iyi kontrol edebiliyor ve böylece daha tatminkâr bir seks hayatına sahip olabiliyor. Çünkü cinsel işlev bozukluğu tedavisinde kullanılan Kegel egzersizlerinin aşk kaslarını yeniden eğitme ve vücudu keşfetmede büyük rolü var...

28 Ağustos 2014 Perşembe

ORGAZM MI OLUYORSUNUZ BOŞALIYOR MUSUNUZ?

Boşalma ve orgazm tıptaki son gelişmelere rağmen halen bilinmezliklerle dolu bir terim olmaya devam ediyor. Çünkü boşalma, orgazm ve cinsel doyum kavramları genellikle birbirine karıştırılıyor ve çok yanlış bir şekilde aynı anlamda kullanılıyor. "Her boşalmanın orgazmla mı sonuçlanması gerekiyor?", "Orgazm, boşalma ve cinsel doyum sonrası vücutta ne gibi değişimler meydana geliyor?" gibi akla takılan birçok soruya açıklık getirmek istiyorum.
"ORGAZM" OLMAKLA "BOŞALMAK" AYNI ŞEY DEĞİL...
Orgazm olmakla boşalmak aynı şey değil... Ama çoğu zaman boşalma olarak yaşanan durumlar orgazm olarak algılanıyor. Boşalma bedensel bir rahatlamayken orgazm, bu bedensel rahatlamaya ruhun da eşlik ettiği bir durum olarak biliniyor. "Şehvetli heyecan” anlamına gelen orgazm, boşalmayı da içine alan daha geniş bir kavram... Orgazm çeşitli bedensel ve psikolojik cinsel uyaranlar sonucu beynin harekete geçmesi ve bir takım hormonsal mekanizmaların etkisiyle, bireyde hem bedensel hem de ruhsal olarak algılanan, "geçici şuur bulanıklığı", "kontrol kaybı duygusu" ve istem dışı ritmik vajinal kasılmaların yanında tüm bedende güçlü kasılmaların yaşandığı "yoğun bir boşalma" olarak tanımlanabiliyor. Boşalma ise, daha çok fiziksel rahatlama olarak tarif ediliyor. Boşalma anında erkeklerden meni çıkışı oluyor ama kadınlarda böyle bir sıvı çıkışı olmuyor. Bu nedenle erkeğin boşaldığının bir meni çıkışı gibi bir kanıtı olurken, kadının boşalması tamamıyla sübjektif yani öznel, kişisel, göreceli, değişken, izafi, yoruma bağlı olarak değerlendirildiğinden bir kanıtı olmuyor. Ama kadın boşladığında kızarıyor, nefes ve kalp hızı artıyor, vajinada istemsiz kasılmalar gibi fiziksel etkiler görülüyor. Ayrıca her cinsel ilişkide boşalmayı, her erkeğin ve her kadının yaşaması gereken doğal bir duygu olarak görmek gerekiyor. Boşalmayı, bir insanın çok susadığı zaman kana kana içtiği sudan aldığı tat gibi ya da çok sıkışan bir kişinin, ihtiyacını giderdiği zaman yaşadığı rahatlama gibi tarif etmek mümkün... Boşalma öncesi beden geriliyor ve arkasından rahatlama hissediliyor. Cinsel ilişkilerin sonlarına doğru yaşanan ve 10–15 saniye süren kasılmalarla kendini gösteren fiziksel ve bedensel rahatlamaya “boşalma” adı veriliyor.
ORGAZM İÇİN KALİTELİ BİR CİNSEL İLİŞKİ GEREKİYOR...
Boşalma durumu 5 ile 10 saniye, orgazm durumu ise 10 ile 15 saniye arası kadar sürüyor. Boşalmaya cinsel ilişki ya da mastürbasyon ile ulaşılabiliyor ama orgazm için kaliteli bir cinsel ilişki gerekiyor. Kadınlar, erkeklerden daha geç boşalıyor ve orgazma ulaşıyor. Ama erkekler çok özel teknikleri uygulayarak veya bazı ilaç ve kremlerle boşalma sürelerini uzatılabiliyor. Kadınlar, erkeklerden daha geç boşalmalarına veya orgazma ulaşmalarına karşın eğer gerekli uyarı verilirse ve tecrübeleri arttıkça erkeklerden daha kapsamlı ve şiddetli boşalma veya orgazm durumları yaşayabiliyor. Orgazm ve boşalma sonrasında her iki cinste de salgılanan seratonin hormonu mutluluk veriyor ve bu yaşanan deneyimin iyi hatırlanmasında etkili oluyor.
BOŞALMA HAK, ORGAZM ARMAĞAN...
Boşalma olmaması çiftin gerginliğinin devam etmesi anlamına geliyor ve hem iç dünyalarında hem de partner ilişkilerinde sıkıntılara neden olabiliyor. Bu nedenle boşalmayı HAK olarak görmek gerekiyor. Orgazm, boşalmayı öğrenmiş, tecrübe etmiş, ilişkilerinde belli bir kalite, uyum ve ahenk yakalamış çiftlerin, ayda yılda bir kez yaşadıkları farklı bir bilinç hali olarak biliniyor. Bu nedenle orgazmı çok arzu ve istekli olan, her iki tarafın da gününde olduğu ilişkilerde yaşanan bir ARMAĞAN ya da HEDİYE gibi görmek önem taşıyor. Her kadının veya her erkeğin, her cinsel birliktelikte boşalabilmesi gerekiyor ancak her birliktelikte orgazm olma zorunlulukları yok... Orgazmın arada bir olmasını yeterli görmek ve orgazmı bir hedef haline getirmemek önem taşıyor. Çünkü iyi sevişme, eşlerin, istekle başlayarak karşılıklı haz alabilmelerine dayanıyor ve cinsellik; rahatlamış ve gevşemiş bir halde, sevişmenin ve dokunmanın verdiği hazza odaklanarak, haz alıp haz verebilme, ruhu ve bedeni paylaşabilme, ne olursa olsun bir şekilde boşalabilme bilim ve sanatı olarak tarif ediliyor. Bu sanat icra edilirken orgazm yaşanır ya da yaşanmaz... Orgazmın yaşanmaması o cinsel ilişkiden haz alınmadığı, tatmin olunmadığı anlamına gelmiyor. Ancak çift cinsel ilişkinin başından itibaren orgazmın yaşanıp yaşanmayacağına odaklanırsa, bu durum alınan hazzın sürdürülememesine, dolayısıyla orgazmın ulaşılamaz hale gelmesine neden olabiliyor. Bu nedenle boşalma, orgazm ve cinsel doyum kavramlarını birbirinin aynı olmadığını bilmek ve anlamak gerekiyor.
DOYMADAN YATAKTAN KALKMAK...

Cinsel doyum, kişinin boşalmasından veya orgazm olmasından sonra yataktan doyduğunu hissederek kalkması, yani yeniden bir cinsel aktive yapmaya ihtiyaç duymaması olarak biliniyor. Ancak bazen seks yaparken boşalma veya orgazm yaşanıyor ama yine de kişi kendisini seks konusunda hala istekli, doymamış veya aç hissedebiliyor. Hatta bu kişiler sürekli istemek gibi bir dürtüsellik içinde olabiliyor. Bu durum cinsel doyum bozukluğu olarak tarif ediliyor.

27 Ağustos 2014 Çarşamba

ERKEN BOŞALMANIN DAYANILMAZ AĞIRLIĞI

Erkekler erken boşalmanın dayanılmaz ağırlığı altında eziliyor. Ülkemizde cinsel yaşamı aktif olan her on erkekten yedisinin hayatının bir döneminde yaşadığı ve cinsel tedavi kliniklerine en sık başvuru nedenleri arasında yer alan erken boşalma (prematür ejakülasyon, denetimsiz boşalma, istemsiz boşalma), erkeğin boşalmak istememesine; yani cinsel birlikteliği devam ettirmeyi istemesine rağmen, tam bir cinsel doyum yaşamadan, kendi iradesi dışında, istemsiz ve denetimsiz olarak boşalması olarak tanımlanıyor. Eşli cinsel etkinlik sırasında, erkeğin her türlü penis vajina ilişkisinde boşalmasını geciktirme kapasitesinin olmaması ve vajina içinde kalma süresinin yedi dakika ve altında olması, sürekli ya da yineleyici olarak, penisin vajinaya girdikten sonra yaklaşık bir dakika içinde ve kişinin isteğinden önce boşalma örüntüsü olarak bilinen erken boşalmanın, yaklaşık altı aydır sürmesi, hem erkekte, hem partnerinde hem de partner ilişkisinde belirgin bir sıkıntıya neden olması ve her cinsel etkinlikte ya da cinsel etkinliklerin yaklaşık %75’ ila %100'ünde yaşanması gerekiyor. Erken boşalma tanısı, vajinayı kapsamayan cinsel etkinliklerde bulunan kişilere de konabilirse de, partner tatmini ve memnuniyeti baskısı olmadığı için, bu tür etkinlikler için özgül süre ölçütü belirlenmiyor. Ancak erken boşalmanın tanısı konulurken cinsel kökenli olmayan bir ruhsal bozukluğun, ağır bir ilişki bozukluğunun, gerginlik yaratıcı önemli başka etkenlerin, bir madde ve ilaç kullanımının ya da ciddi bir sağlık sorununun olmaması ve erken boşalmanın bu durumlara bağlanmaması gerekiyor. Ayrıca günümüzde erken boşalma, her ne kadar bir cinsel işlev bozukluğu veya erkekte cinsel yetersizlik gibi görülse de gerçekte çiftin cinsel uyumsuzluğu olup, cinsellikten üreme amacının dışında haz alma beklentisinin de artması nedeniyle modern ve gelişmiş toplumlara özgü bir durum olarak yaşanıyor.
BOŞALMA TİP’LERİ...
Erken boşalma sorunsalı, erkek cinsel açıdan etkin olduğu günden beri varsa ve "yaşam boyu erken boşalma", oldukça olağan bir cinsel işlevsellik evresinden sonra başlamışsa "edimsel erken boşalma", belirli tür uyarımlar, durumlar ya da eşlerle sınırlı değilse "yaygın erken boşalma", yalnızca belirli tür uyarımlar, durumlar ya da eşlerle ortaya çıkıyorsa "durumsal erken boşalma", penis vajinaya girdikten sonra 30 saniye-bir dakika içinde boşalma oluyorsa "ağır olmayan erken boşalma", 15–30 saniye içinde boşalma oluyorsa "orta derecede erken boşalma" ve cinsel etkinlikten önce, cinsel etkinliğin başında ya da vajinaya girdikten sonra 15 saniye içinde boşalma oluyorsa "ağır erken boşalma" olarak adlandırılıyor.
 
ERKEKLER NEDEN ERKEN BOŞALIYOR? ÇÜNKÜÜÜ...
1-ATALARDAN KALAN MİRAS...
Erkeklerin biyolojik olarak erken boşalamaya programlandıkları ve atalarından kalan bir miras olarak erken boşaldıkları evrimsel teorinin en kadim önermelerinden biri, bu doğal ve olağan bir durum... Çünkü daha uzun süreli bir cinsel ilişkinin üremeye herhangi bir katkısının olmadığı, ayrıca boşalma süresinin uzun olması erkeği dış tehlikelere karşı korunmasız bıraktığı, hatta geç boşalmanın türün devamı için bir tehdit bile oluşturduğu bilinen bir gerçek...
2-AHH BU YANLIŞ ÖĞRENMELER...
Ergenlik döneminde yanlış ve hatalı mastürbasyon alışkanlığı erken boşalmaya yol açabiliyor. Ergenlik döneminde mastürbasyona başlayan bir erkek ilk cinsel deneyimi yaşayıncaya veya evleninceye kadar ortalama 1000–1500 defa mastürbasyon yapıyor. Ergen, mastürbasyonu genellikle ayıp, yasak ve günah duygularıyla, "Mastürbasyon yapanın gözü kör olur", "Mastürbasyon yapanın ileride çocuğu olmaz" şeklindeki yalan ve yanlış bilgilerle korku içinde, arkadaşlarına hava atmak için skor takıntısıyla, uygun olmayan koşullarda, kimseye görünmemek ve yakalanmamak için olabildiğince kısa tutmayı tercih ediyor. Bu alışkanlık evliliğinin ilk yıllarındaki erken boşalmanın en önemli nedenleri arasında yer alıyor. Buna alışan ve programlanan bir beynin değişmesi için, hem zamana hem de yeni bir yazılıma veya mevcut yazılımın güncellenmesine ihtiyaç duyuluyor.
3-NASIL BAŞLARSA ÖYLE GİDER...
İlk cinsel deneyimlerde, tecrübesizlikten ve aşırı stresten dolayı, çok büyük olasılıkla erken boşalma yaşandığı bilinen bir gerçek... Mastürbasyon alışkanlığı, cinsel deneyimsizlik, başaramama korkusu ve yüksek cinsel istek nedeniyle ilk deneyimlerde doğal olarak erken boşalan genç erkek, bunu genelleştirerek her zaman böyle olacağına dair çok yanlış bir inanç geliştirebiliyor ve bunu devam ettirebiliyor.
4-GENELEV YA DA SEKS İŞÇİSİ ALIŞKANLIĞI...
İlk cinsel deneyimler genellikle uygun olmayan koşullarda ve uygun olmayan kadınlarla yaşanıyor. Özellikle ülkemizde birçok genç erkeğin ilk tecrübesi genelev gibi uygun olmayan koşullarda, seks işçileriyle, sadece sertleşme ve boşalma hedefiyle, kadının tatmin olmasının önemsenmediği ve beklenmediği, sevişmesiz, alelacele gerçekleşiyor. Bu durum hem kadının tatmin olması gibi bir öğrenmeyi ortadan kaldırıyor hem de erkeğin kadın karşısında ilk mahcubiyeti oluyor ve kendine olan güvenini kaybetmesine yol açıyor.
5-PSİKOLOJİK NEDENLER...
Psikolojik nedenler listesi sayfalarca uzayabiliyor. Kendisine ve cinsel yeterliliğe karşı güvensizlik, performans anksiyetesi (başaramama korkusu), utanç, ayıp, yasak, suçluluk ve günahkârlık duyguları, olumsuz kendilik algısı, cinsel özgüven eksikliği, aşırı yüksek beklentiler (süper erkek olma, partneri kendine hayran bırakma arzusu), aşırı kaygılı, güvensiz veya narsisistik kişilik yapısına sahip olma, bilinçdışı çatışmalar, en önemli psikolojik nedenler arasında yer alıyor.
6-AİLE, EVLİLİK VE İLİŞKİ SORUNLARI...
Güç ve iktidar savaşları, sosyal rol karmaşası, anlaşmazlık, saldırganlık, hayal kırıklığı, eş reddi, eşin olumsuz ve aşağılayıcı tepkisi, mahremiyet sınırlarını oluşturamama, iş stresi, geçim sıkıntısı gibi aile, evlilik ve çift ilişkisindeki sorunları erken boşalmaya yol açabiliyor.
7-ÖNEMLİ YAŞAM KRİZLERİ...
Ebeveynlerin kaybı, kanser olma, iflas etme, taciz veya tecavüze uğrama, deprem, yangın, boşanma, ayrılık, aldatma veya aldatılma gibi önemli yaşam krizleri, karşı cinse öfke veya güvensizlik gibi negatif duygulara ve beraberinde erken boşalmaya neden olabiliyor.
8-İÇİM ÜRPERİYOR, YA SERTLEŞEMEZSEM!
Tecrübesiz erkekler cinsel ilişkiye üç temel kaygıyla başlıyor: "Ya penisim sertleşmezse!", "Ya penisim vajinaya girmeden inerse!" ve "Ya erken boşalırsam!" Bu üç kaygının yarattığı kısır döngü erken boşalmaya sebep olabiliyor.
9-DENİZCİ SENDROMU...???
Cinsel ilişkinin çeşitli nedenlerden dolayı uzun aralıklarla olması, erken boşalmaya neden olabiliyor. Çünkü cinsel dürtü ve bunun sonucu oluşan cinsel istek erkek bedeninde gittikçe artan bir gerilim yaratıyor. Gerilim ne kadar yüksekse bunu gidermeye dönük istek de o kadar yüksek oluyor ve boşalma da o kadar hızlı gerçekleşiyor. Denizci Sendromu da denilen bu durum aslında yoksunluğa karşı bedenin dengeyi sağlama çabası olarak biliniyor. Bu durum, düzenli olarak su içen biriyle uzun süre susuz kalmış birinin suyu içme hızlarındaki farklılığa benzetilebiliyor. Bu nedenle erken boşalma tanısı koyarken en az altı ay düzenli bir birlikteliğin olup olmadığı  önemli bir kriter olarak biliniyor.
10-SIRA DIŞI CİNSEL ARZULAR...
Farklı cinsel yönelimler, bastırılmış eşcinsel arzular, fetişizm gibi sapkın cinsel istekler erken boşalmaya yol açabiliyor.
11-FİZİKSEL NEDENLER...
Magnezyum eksikliği, penis başının altındaki fren derisinin kısa oluşu, sünnet sonrası peniste oluşan nodüller, tekrarlayan prostat ve penis başı iltihapları, MS hastalığı gibi nörolojik hastalıklar, grip ve alerji ilaçları erken boşalma nedenleri arasında yer alabiliyor.
12-PARTNERDEN KAYNAKLANAN NEDENLER...
Kadın partnerin cinsel isteksizliği, henüz sekse hazır olmayışı ve yetersiz ıslanması, yeni doğum yapması, gebeliği, lohusalık dönemini bitirmemiş olması, emzirmeye devam etmesi, Menopoza girmesi, herhangi bir sağlık sorunu nedeniyle hormon tedavisi görmesi, kendini kasması ve yeterince gevşeyememesi, erkeği aşağılaması, küçük görmesi, yetersizlik duyguları yaşatması, cinselliği bir külfet gibi görmesi, yüksek beklenti içinde olması, boşalma ve orgazm sorunları yaşaması erken boşalmaya neden olabiliyor. Ayrıca erkek üstünde bir hâkimiyet kurmak, memnuniyetsizliğini öne sürerek başka konularda istediğini yaptırmak veya kendi orgazm olamama sorunu gizlemek için erkeğin erken boşalması, kadının işine geliyor olabilir.
 
ERKEN BOŞALMANIN BAZI AVANTAJLARI...
 “Herkesin kurtulmak istediği erken boşalmanın bir avantajı olabilir mi?” Evet, erken boşalma her zaman bir erkek tarafından bir sorun olarak algılanmıyor, bazı olumlu yanları da olabiliyor. (1) Erken boşalma, erkekte organik bir sorun olmadığını, cinsel fonksiyonların yerinde olduğunu, normal cinsel yanıt döngüsünün işlevsel olduğunun bir kanıtı olabiliyor. (2) Cinsel istek ve arzunun yüksek olduğunu, partnerin bir kadın olarak çekici olduğunu gösterebiliyor. (3) Nispeten kısa bir süreliğine de olsa kaliteli bir ereksiyon sağlayabiliyor. (4) Genellikle erken boşalan erkekler bunu telafi etmek için birden fazla ilişkiye girdikleri için cinsel performanları daha yüksek olabiliyor. (5) Erken boşalan erkek bunun eksikliği gidermek için eşine daha iyi davranıyor ve bu nedenle genelde kadınların istediği tarzda iyi bir eş olabiliyor. (6) Kadının bazı sağlık nedenleri ve hamilelik gibi uzun süreli bir cinsel birlikteliğe müsait olmadığı zamanlarda erken boşalma kadın için rahatlatıcı olabiliyor. (7) Erken boşalma sorununu birlikte aşmaya çalışan çiftlerde evlilik ve çift ilişkisinin kalitesi artabiliyor, “biz” olma ve dayanışma duygusu güçleniyor. (8) Bazı ilkel topluluklarda genç erkeklerde hızlı boşalabilme, erkeğin üreme kabiliyetinin yüksekliğini gösterdiği için aranılan bir özellik bile olabiliyor.
 
TEDAVİSİ...
Erken boşalma cinsel terapi ile yüzde yüz tedavi edilebiliyor. Cinsel terapide kafanın rahat olması, aşk kaslarının gevşek tutulması ve nefes kontrolünün yanında, boşalmanın habercisi olan bedensel tepkilerinin farkına varmayı ve hassaslığı azaltmayı amaçlayan dur-başla aşk oyunu ve Kegel egzersizleri uygulanıyor ve erkek boşalmasını kontrol edebildiği gibi, güzel sevişme sanatına dair birçok şey öğreniyor. Tedavi sürecinde kadının problemi küçümsememesi, ciddiye alması, kaygıyı arttıracak davranışlarda bulunmaması, kıyaslama yapmaması, iyi niyetli çabaları desteklemesi, tehdit etmemesi, olumlu olanlara odaklanması, hep pozitif olması, problemleri değil çözümü konuşması önem taşıyor.
“GÜZEL SEVİŞME” NASIL OLUR?
Erkekler erken boşalmanın dayanılmaz ağırlığı altında eziliyor. Bu nedenle erkeklerin güzel sevişme sanatını öğrenmeleri gerekiyor. Güzel sevişme sanatında (1) Çift birbirini uyarmak için konuşuyor, (2) Sevişmeye cinsellik içermeyen bir şekilde başlıyor, (3) Erotik ve yumuşak uyarıcı dokunuşlar yapıyor ancak doğrudan cinsel uyarıdan kaçıyor, (4) Birbirlerine daha uzun süreli dokunuyor ve okşuyor, (5) Penisin vajinaya girmesi yavaş ve aralıklarla yapılıyor, (6) Dokuz sığ, bir derin giriş ile ritmik bir gidiş geliş yapılıyor, (7) Heyecan yoğunluğu arttığında uygun bir şekilde nefes alıp veriliyor, (8) Boşalmayla ilgili bedensel bir uyarı fark edildiğinde sabit kalınıyor, aşk kasları gevşetiliyor, karından nefes alınıyor (9) Beş duyu ile hissederek sevişiliyor ve (10) İsteyerek vakti geldiğinde boşalma yaşanıyor.

18 Ağustos 2014 Pazartesi

PSİKOLOJİK DEĞİL CİNSEL SORUNLAR PATLADI

Sağlık Bakanlığı'nın psikolojik şikâyetlerle doktora başvuran kişi sayılarına ilişkin istatistikleri yayımlaması kamuoyunun gündemine bomba gibi düştü. Bilinen, hissedilen ve tahmin edilen bir durum, verilerle ortaya çıkınca herkesi derin bir endişe aldı. 2009–2013 yılları arasını kapsayan istatistiklere göre Türkiye'de psikolojik rahatsızlıklar nedeniyle doktora başvuran kişi sayısı 3 kat artarak 3 milyondan 9 milyona çıktı. Ankara’da 2009 yılında psikolojik rahatsızlıkları dolayısıyla doktora başvuran kişi sayısı 73.370 iken 2013 yılında bu sayı 487 bin 29’a çıkarak rekor seviyede arttı. Öte yandan Türkiye'de psikolojik şikâyetlerle doktora başvuran kişi sayısında patlama olmasına rağmen anti depresan ve benzeri nitelikteki psikiyatrik ilaçların tüketim miktarında son 5 yılda ciddi bir artış olmadı. Çünkü psikolojik olarak tarif edilen sorunların çoğu cinsel sorunları kapsıyor. Cinsel sorunların tedavisi çoğu zaman ilaçla değil cinsel terapistlerin uyguladığı "cinsel terapi" ile mümkün... Ülkemizin en saygın ve en örgütlü cinsel sağlık derneği olan Cinsel Sağlık Enstitisü Derneği (CİSED - www.cised.org.tr)'in yaptığı araştırmalara göre ülkemizde cinsel hayatı aktif olan her on erkekten yedisi, her on kadından sekizi hayatının bir döneminde erken boşalma, iktidarsızlık, cinsel isteksizlik, seks yapma korkusu (vajinismus), ağrılı cinsel ilişki (disparoni), boşalma ve orgazm sorunları gibi cinsel işlev bozuklukları yaşıyor.
HASTALAR UTANIYOR, HEKİMLER BİLGİSİZ...
Cinsel sorun yaşayan birçok kişi veya çift, ayıp, yasak ve utanma nedeniyle cinsel sorunlarına hekime anlatamıyor, cinsel sorunlarına çözüm aramada zorlanıyor. Yani cinsel problem yaşayanların önemli bir kısmı sorunlarını hekimlerden gizliyor, çözemiyor, doktora başvuramıyor. Hekimler de bilgisizliklerinden ve cinsel sorunların tedavisi konusunda eğitimsizliklerinden dolayı, başvuran hastalarında cinsel sorunlarının olup olmadığını sorgulayamıyor veya araştırmıyor. Bu nedenle cinsel sorunlar çığ gibi büyüyor. Çünkü Türkiye cinsellik konusunda halen kapalı toplum özelliğini taşıyor. Hastalar genellikle "İdrar şikâyetim var", "Akıntım var", "Başım ağrıyor", "Halsizim, yorgunum" veya "Hayattan tat alamıyorum" gibi şikâyetlerle hekimlere başvuruyor. Aslında biraz konuşulduğunda, sorun deşildiğinde hekime başvurmadaki asıl amaçlarının cinsel işlev bozuklukları olduğu kolaylıkla anlaşılabiliyor. Ama insanımız cinsellik hakkında konuşmaktan bile çekiniyor. Cinsellikten utanmak pek çok sorunu da yanında getiriyor. Bastırılmış cinsellik ve tedavi edilmemiş cinsel işlev sorunları aile ve ilişki problemlerinden sosyal ve psikolojik sorunlara uzanan bir dizi sıkıntıya yol açıyor. Cinsel sağlığın pek çok düşmanı var.  Bunlar cinsel sorunların başlamasına yol açan başaramama korkusu, ayıp, yasak ve utanç duyguları gibi yapısal ve gelişimsel faktörlerden, cinsel sorunları ağırlaştıran ve ısrarcı bir şekilde devam etmesine yol açan cinsel bilgisizlik, cinsel mitler gibi nedenlere giden geniş bir yelpazede yerlerini alıyor.
TOPLUMSAL OLAYLAR VE KRİZLER CİNSEL SAĞLIĞI OLUMSUZ ETKİLİYOR...
Cinsel sorunların bedensel nedenlerden çok psikolojik sorunlardan kaynaklandığı bilinen bir gerçek… Dolayısıyla meydana gelen ekonomik ve siyasal krizler ve akabinde meydana gelen belirsizlikler ve işsiz kalma endişesi, psikolojik sorunlar olarak bireylerin ve çiftlerin cinsel hayatlarını olumsuz yönde etkileyebiliyor. Yapılan araştırmalar ülkemizde baş gösteren ve ülke ekonomisini derinden etkileyen olayların, belirsizlik, geçim sıkıntısı ve gelecek kaygısıyla birlikte cinsel sorunlar, korku, endişe, kaygı ve stres gibi olumsuz duyguların yoğun hissedilmesine neden olduğunu gösteriyor. Cinsel işlev bozukluklarının tetikleyicisi olan olumsuz duygu birikimleri, ruhsal hastalıklara, sertleşme sorunlarına, cinsel isteksizliğe ve erken boşalmaya neden olabiliyor, aldatmalar artabiliyor. CİSED'in yaptığı araştırmaya göre, siyasal ve ekonomik krizler kadınları daha çok etkiliyor. Araştırmaya göre, kadınların yüzde 70’i yaşanan krizlerden dolayı cinsel yaşamlarının olumsuz yönde etkilendiğini dile getirirken, erkeklerde bu oran yaklaşık yüzde 60 civarında... CİSED tarafından gerçekleştirilen araştırma çiftlerin yaşanan krizlerden dolayı cinsel ilişkiye daha az girdiklerini gözler önüne seriyor. İnternet üzerinden gerçekleştirilen ve 1000 kişi arasında yapılan araştırmaya göre, halkının yüzde 30’u belirsizliklere ve çatışmalara neden olan krizden dolayı cinsel hayatını askıya almış durumda... Araştırmaya katılanların yüzde 70’i yaşanan olaylardan dolayı gelecek korkusu taşıdıklarını ve cinsellikten soğuduklarını dile getirirken, her şeye rağmen cinsel hayatlarını sürdürmekte zorlandıklarını, yaşam tarzlarında değişikliğe gittiklerini ve daha çok erken boşalma, sertleşme sorunları ve cinsel isteksizlik gibi cinsel sorunlar yaşadıklarını belirtiyor. Ekonomik krizden dolayı cinsel yaşamı etkilenenlerin başında çalışan kadınlar, orta yaş ve üstü erkekler bulunuyor. Kadınların yüzde 70’i eskisi kadar sık cinsel ilişkiye girmediklerini dile getirirken, ankete katılan her 3 erkekten biri ekonomik krizden dolayı streste olduğunu ve bu çerçevede cinsel istek duymadıklarını ve buna rağmen seks yapmaya çalıştıklarında ise sertleşme sorunları yaşadıklarını ve geçmişe göre daha erken boşaldıklarını belirtiyor.
ALDATMAYA BAHANE OLUYOR!
Kriz dönemlerinde, uzun vadeli istikrarlı ilişkilerde duygusal problemler ön plana çıkıyor, günlük ve mesleki sıkıntılar artıyor, ruhsal ve fiziki yorgunluklar nedeniyle yeni bir şeyler deneyimleme isteği artabiliyor. CİSED'in araştırma sonuçlarına göre duygusal olmayan sekse yönelen ve internette ilişki arayan her 10 erkekten 4’ü istikrarlı ilişkisini canlandırmak için başka birisiyle yeni bir maceraya hazır... Kadınlar ise daha temkinli ve ancak yakalanmayacaklarından emin oldukları durumlarda aldatmaya meyilli... Sorumluluk hissinin az olması, yasak ve günah olanın çekiciliği, sınırlı vakitlerde birlikte olma zorlantısı, cinselliğin biteceği korkusu, gelecek endişesi ve maddi imkânsızlıklar duygusal sorumluluk taşımayan aldatma ilişkilerine ağırlık verilmesine neden olabiliyor. Kadınlar daha çok duygusal yakınlık ve beğenilme arzularını tatmin etme arayışından dolayı, erkekler ise performanslarını göstermek, günlük hayatın sıkıntılarından kurtulmak ve rahatlamak için aldatıyor. Başarısızlık korkusu ve performans endişesi olan erkek eşinden uzaklaşıyor, onunla seks yapmaktan kaçınıyor, var olan sorunları görmezden gelmeye çalışıyor ve mutluluğu dışarıda aramaya başlıyor. Kadınlar ise değerli ve sevilmeye layık olmadıklarını hissettiren durumlarda ilgi ve beğenilme açlığına düşüyor ve zafiyet gösterebiliyor.
 
BOŞANMALARIN YÜZDE 20'Sİ CİNSEL SORUNLARDAN KAYNAKLANIYOR...
Son yıllarda boşanma oranlarında yüzde 1,7’lik bir artış oldu. Buna karşılık evlenme sayısında belirgin bir azalma söz konusu. Mahkeme tutanaklarına “şiddetli geçimsizlik” olarak geçen ancak boşanma sebeplerinin yüzde 20’sini teşkil eden “cinsel sorunlar” boşanma oranlarında önemli bir yer tutuyor. Boşanmaya yol açan cinsel sorunlar boşanmadan sonra devam edebildiği gibi, şekil de değiştirebiliyor. Sorunlu evliliklerde yaşanan iletişim sorunları, yoğun öfke ve kavgalar zamanla cinsel hayatı olumsuz etkileyebiliyor, zamanla eşler birbirlerinden ve cinsellikten uzaklaşmaya başlayabiliyorlar. Sorunlu evliliklerden sonra yaşanan boşanmaların faturası bazen cinselliğe kesilebiliyor. Bunun yarattığı olumsuz duygular beraberinde cinsellikten daha da soğumaya, kaçınma davranışları geliştirmeye, sosyal ilişkilerden uzaklaşmaya ve içine kapanma gibi davranışlara yol açabiliyor. Yani boşanmak cinsel sorunları çözmüyor.
PEKİ, NELER YAPILABİLİR?

Ekonomik ve siyasi olayların yarattığı stres ve onun olumsuz sonuçlarından korunmanın yolları, (1) korkuyla ve öfkeyle dürüstçe yüzleşmek, (2) sevme ve üretme kapasitesini arttırmak, (3) olumsuz duyguları ve düşünceleri sevilen ve güvenilen kişilerle paylaşmak, (4) nefes ve gevşeme egzersizleri yapmak, (5) düzenli ve doğru beslenmek, (6) düzenli egzersiz ve spor yapmak, (7) olumlu düşünmek, (8) olumsuz haberlerle moral bozan TV'yi kapatmak, (9) alkolü ve sigarayı azaltmak ve (10) kısa bir tatile çıkmak… Hissedildiği anda dile getirilmesi gereken öfke ve korku kötü duygular değil… Dile getirilmezse, öfke, küskünlüğe ve hatta nefrete dönüşebiliyor, korku tüm bedeni kaplayabiliyor ve bu durum çok zarar verici olabiliyor. Bu nedenle kişilerin öfke, korku ve umutsuzluk duygularını ortaya çıkar çıkmaz söze koymaları, paylaşarak gidermeye çalışmaları gerekiyor. Sevmek ve üretmek için öfkeyi, korkuları, ıstırabı ve umutsuzluğu yenmek önem taşıyor. Bunun için kişinin var olan durumunu değiştirmesi, yaşanan olaylara ve krize gösterdiği tepkilerini veya kriz ortamı değiştirmesi gerekiyor. Kişinin kendi kendisine yaptığı olumsuz konuşmalar veya düşünceler devam ettikçe hayatın normale dönmesi zorlaşıyor. Olumsuz düşüncelerin farkına varmak ve olumlu düşünmeye çalışmak hem stresi azaltmaya yardımcı oluyor hem cinsel yaşamı keyifli kılıyor hem de sağlıklı kararlar alınmasını sağlıyor.

12 Ağustos 2014 Salı

SEÇKİN VE EĞİTİMLİ SEKS İŞÇİLERİ

21'inci yüzyılı girerken seks bedel partneri hizmetini kullanan cinsel terapi çok etkili bir tedavi yöntemi olarak dikkat çekmeye ve popüler olmaya devam ediyor. Sınırlı ve sorumlu seks işçileri veya "seçkin ve eğitimli seks işçileri" olarak bilinen seks bedel partnerleri ülkemizde faaliyet göstermese bile, kamuoyunun dikkatini çekiyor ve tartışma yaratıyor. Seks bedel partnerleri cinsel, fiziksel ve duygusal deneyimlerini artırmak isteyen müşterilerine hizmet veren "profesyonel ve eğitimli seks partnerleri" olarak biliniyor. Yurt dışında bazı ülkelerde tekli cinsel terapi sürecinin belirli bir evresinden itibaren yeni cinsel davranış biçimlerini denemeleri ve öğrenmeleri için danışanlara, cinsel terapistleri tarafından cinsel terapi adımları çerçevesinde seks bedel partnerleri önerilebiliyor. Cinsel işlev bozukluğu olan bireylerin bir kısmının eşleri ya da partnerleri olmadığı göz önünde bulundurulduğunda; "aşk oyunları" adı verilen ev ödevlerinin başarılı biçimde yürütebilmesi amacıyla tedavi sürecine eşlik eden, başka bir deyişle kiralanan partnerlere "seks bedel partneri" veya "surrogate partner" adı veriliyor. Özel bir eğitim alan seks bedel partnerleri halen, Amerika, Avustralya ve İsrail başta olmak üzere pek çok ülkede düzenli partneri olmayan kişilere yardımcı olmak üzere tercih ediliyor.
 
1970'LERDE BAŞLADI...
Partneri olan bireylerde uygulanan cinsel terapi tekniklerinin, partneri olmayanlara göre daha başarılı sonuçlar oluşturduğunu gören William Masters ve Virginia Johnson, araştırma enstitüsünde seks bedel partnerlerinin eğitimine başladı, daha çok erkekler için bu partnerleri kullandı, 1960'larda çok dikkat çekti ve oldukça etkili bir tedavi yöntemi olarak piyasaya sundu. Bu çalışma ile seks bedel partnerleri müşterilerine, samimi ve mahrem bir ortamda (ideal ortam), cinsel eğitim, sosyal beceri eğitimi, gevşeme ve nefes eğitimi, öz-farkındalık eğitimi verdi, duygusal destek sağladı, cinsel sorunlarla ve duygusallıkla başa çıkma becerileri konusunda danışmanlık ve seks koçluğu yaptı, müşterilerinin deneyimsizliklerini giderdi, negatif beden imgesi yerine pozitif beden imgesi yaratmalarına yardımcı oldu, iyi bir rol modeli oldu.
 
GENİŞ BİR YELPAZEDE HİZMET SUNUYORLAR...
Seks bedel partnerleri müşterilerine geniş bir yelpazede hizmet sunuyor. Cinsel açıdan deneyimsiz kişiler, cinsel yakınlık becerilerini geliştirmek isteyen herkes veya cinsel işlev sorunları yaşayan kişiler erkek veya kadın seks bedel partneri tutabiliyor. Bir erkek yaşadığı sertleşme sorunu ya da erken boşalma için bir kadın seks bedel partneri isteyebiliyor. Aynı şekilde, boşalma veya orgazm olma zorluğu çeken bir kadın, bu konuda tecrübeli bir erkek seks bedel partneri isteyebiliyor.
ULUSLARARASI PROFESYONEL SEKS BEDEL PARTNERLERİ DERNEĞİ...
Cinsel terapistler etik nedenlerden dolayı cinsel faaliyetler için uygun değil... Danışanlar bununla ilgili arzular dile getirse veya işaretler gönderse de bir cinsel terapistin, danışanıyla erotik veya cinsel bir ilişkiye girmesi cezai işleme tabi ve cinsel terapi alanında mesleki bir hata... Çünkü cinsel terapideki cinsel tacizlerden daima cinsel terapist sorumlu... Cinsel terapide gerçekten etik olabilmek, cinsel terapistin duygularını ketleyebilmesi ve her şeyden önce danışanlarına zarar vermemesi anlayışı temel bir yaklaşım olmalı... Ancak giderek büyüyen bir uygulama haline gelen "seks bedel partneri tedavisi" karmaşık hukuki, ahlaki, etik, mesleki ve klinik etkileri ile büyük bir tartışmanın da yaşanmasına yol açıyor. Bugün, seks bedel partnerlerinin Uluslararası Profesyonel Seks Bedel Partnerleri Derneği (www.surrogatetherapy.org) (IPSA) adı altında Los Angeles'ta kendi organizasyonları var... IPSA, kayıtlı ve sertifikalı seks bedel partnerlerinin bağlı oldukları bir birlik olup, amacı verilen hizmetin profesyonel biçimde yürütülmesini sağlamak... Ancak çalışan tüm seks bedel partnerleri kayıtlı ve eğitimli değil... Günümüzde resmi olarak artık istifade edilmeyen seks bedel partneri uygulaması oldukça problemli bir olgu olarak reddediliyor.
SEKS İŞÇİSİ İLE SEKS BEDEL PARTNERİNİN NE FARKI VAR?
Peki seks işçisinin (fahişe) "seçkinci bir türü" olarak adlandırılan seks bedel partneri ile seks işçisinin ne gibi farkları var? (1) Öncelikle seks işçisinin niyeti hemen genital zevke odaklanıp, müşterisini boşaltmakken, seks bedel partnerinin niyeti uzun vadeli ve terapötik yaklaşımlarla cinsel eğitim vermek ve cinsel ilişkiden alınacak hazzı arttırıcı teknikleri öğretmek... (2) Seks işçisi genellikle tek başına çalışırken, seks bedel partneri bir cinsel terapistin denetiminde çalışıyor. Yani bedel partner, cinsel terapist, müşteri ve bedel partnerden oluşan üç kişilik bir tedavi ekibinin üyesi... Cinsel terapist ile devam eden cinsel terapi oturumları seks bedel partneri-müşteri oturumları ile iç içe geçiyor. Cinsel terapist, danışanına seks bedel partneriyle ne tür bir cinsel egzersiz yapacağını teorik olarak anlatıyor. Danışan, genellikle bir hafta içinde hem cinsel terapisti ile "konuşarak" hem de seks bedel partneriyle "sevişerek" seans yapıyor. Seks bedel partneriyle olan her bir seans ortalama 100 dakika sürüyor. Yani seks bedel partnerliği, teori ile uygulama arasında köprü oluşturan bir kurum olarak tanımlanabiliyor. (3) Seks işçileri çoğu zaman eğitimsiz ama seks bedel partnerleri cinselliğin duygusal ve psikolojik yönlerine dair dersler almanın yanı sıra cinsel anatomi, cinsel fizyoloji, cinsel yolla bulaşan hastalıkların önlenmesi ve cinsel işlev bozukluğu yapan ilaçlar hakkında üç haftalık yoğun bir eğitim alıyor. Seks bedel partnerlerin eğitimleri, yaklaşık 80 saatlik teorik bilgilendirmenin yanında bu konuyla ilgili çok özel uygulamaları içeriyor. Eğitimler 12 haftalık kurslar ya da 15 günlük yoğun programlar biçiminde yapılıyor. Bu eğitim sırasında grup tartışmalarına, egzersizlere yer verilerek, seks bedel partnerlerinin yakın ilişkiler kurma kapasitelerinin artırılmasına gayret ediliyor. Eğitimler çoğu kez IPSA tarafından veriliyor. (4) Seks işçileri müşterilerini kendileri bulurken, seks bedel partnerlerine müşteriyi cinsel terapistler yönlendirir. (5) Seks işçileri müşterileriyle çılgınca seks yapabiliyor, sert sevişebiliyor ama seks bedel partnerleri, müşterilerinin dokunmanın ve hissetmenin hazzına ulaşmalarına yardımcı oluyor. (6) Seks işçileri hızlıdır, seks bedel partnerleri yavaş... Yavaşlıkları bazen sinir bozucu görünebiliyor, ancak bu tedavi sürecinin bir parçası... (7) Seks işçisi müşterisiyle cinsel ilişkiye giriyor ama IPSA'nın etik kodları nedeniyle seks bedel partnerleri müşterileriyle cinsel ilişkiye giremiyor, bunun yerine öpüşüyor, dokunuyor, sarılıyor, seks hakkında müşterisinin sorularını yanıtlıyor, sosyal ve cinsel beceri eğitimi veriyor ve şehvetli cinsel dokunmalar içeren cinsel egzersizlere odaklanıyor ama cinsel ilişkiye asla girmiyor. Uygulanan cinsel egzersizler, vücut farkındalığını arttırmayı, nefes kontrolünü ve gevşemeyi, başta genital olmayan daha sonra şehvetli olan dokunuşları ve cinsel deneyimleri içeriyor. Böylece seks bedel partnerinin müşterisi güvenli ve keyifli bir atmosferde, korkularından kurtuluyor, rahat bir şekilde cinselliği keşfediyor, konuşma terapisinin ötesinde tecrübeli bir profesyonel ile samimiyet ve etkileşim yaşantısına ulaşıyor. Ve bir terapist-danışan ilişkisinde olduğu gibi, bir seks bedel partnerinin müşterisi için cinsel açıdan çekici olup olmadığı da, yapılan çalışma için önemli değil...
 
BEDEL PARTNER UYGULAMASI KABUL EDİLEMEZ...
Türk cinsel terapistleri cinsel sorunu olan ve partneri olmayan kişilere partner bulma sorumluluğu kabul etmeyeceğinden, Cinsel Sağlık Enstitüsü Derneği (CİSED) yasal olarak bu uygulamaya izin verilmesinin toplumsal değer yargılarımız ve etik değerlerimiz açısından sakıncalı olacağını savunuyor. Yani bedel partner uygulaması ülkemiz için kabul edilemez bir uygulama... Çünkü seks bedel partnerliğinin serbest olduğu ülkelere bakıldığında, bedel partnerlik yeni bir iş sektörü oluşturuyor ve henüz yeterli sayıda cinsel terapistin olmadığı ülkelerde daha fazla sayıda seks bedel partnerinin ortaya çıkmasına neden olabiliyor.
 
AŞK SEANSLARI...
Helen Hunt'un oynadığı Aşk Seansları adlı filmde, bir seks bedel partneri ile çocuk felcine yakalanmış ve ölmeden önce bekaretini kaybetmek isteyen bir şair arasındaki ilişkinin gerçek hikayesini anlatıyor.
 
EĞRETİ GELİNLERİ ANIMSATIYOR...

Türkiye’de seks bedel partner uygulaması yasak ve etik olarak doğru bir uygulama değil... Ancak Türkiye’de yasak olan seks bedel partnerleri, bir zamanlar Anadolu’da 14–18 yaş arasındaki erkek çocukları evliliğe hazırlayan ve "Eğreti Gelin" filmiyle gündeme gelen eğitmenlerin bir benzeri... Eğreti gelinler Anadolu’da evlilik kurumunun kaidelerini tüm incelikleriyle genç erkeklere öğretirken; seks bedel partnerler ise günümüzdeki cinsel sorunları çözmede müşterilerine yardımcı oluyor. Bu açıdan bakıldığında seks bedel partnerlerine “eğreti damat” denilebiliyor. Eskiden Anadolu’da zengin aileler, ergen oğullarını kadın bedeniyle tanıştırıp evliliğe hazırlamak isterken, kendi evlerinde özel olarak döşenmiş bir oda açıyordu. Sevişken bedenlerini karın tokluğuna evlilik hazırlığı yapan delikanlılara sunan eğreti gelinler, birlikte oldukları erkeklerle ciddi ilişki yaşamamalarına rağmen, evlenme çağına gelen gençlere günlük ev hayatından cinselliğe kadar birçok konuda eğitim veriyor ve görevlerini tamamladıktan sonra da evden ayrılıyorlardı. Yani eğreti gelinler "sağdıçlık" gibi belirli bir süre Anadolu’da var olan bir sosyal destek olgularıydı. Cinsel sorunların çığ gibi büyüdüğü ve yaygınlaştığı günümüzde ise; sağdıçlık ve eğreti gelinlik yerine “Evlilik Öncesi Cinsel Danışmanlık ve Rehberlik” hizmetlerinin yaygınlaştırılması, yasal olarak tanımlanması ve topluma tanıtılması gerekiyor. Çünkü kadın bedeninin cinsel detaylarının reklam ve tüketim aracı olarak bir taraftan kimliksizleştirildiği, bir taraftan da çekim alanı olarak sivriltildiği bir dönemde, erkeklerin kadınlarda her zaman ve kolayca erişilebilen beden parçaları üzerinden cinselliği keşfetmeye veya fethetmeye çalışmaları, cinselliğin duygusal anlamalarını daraltabiliyor ve kısırlaştırabiliyor. Böylece cinselliğin duyguları ve ruhsal dalgalanışları içeren yapısı yozlaşıyor.

11 Ağustos 2014 Pazartesi

VAJİNİSMUS TEDAVİSİNDE ÖNEMLİ NOKTALAR

"Seks yapma korkusu" olarak bilinen vajinismus yeni evli çiftlerin en büyük kâbuslarından biri olmaya devam ediyor. Cinsel birleşme sırasında kadının çoğu zaman cinsel birleşmenin çok fazla ağrı ve acı yapacağı, çok fazla kanama olacağı yanlış beklentisi nedeniyle endişe, korku ve kaygı duyması, istemsiz olarak bacaklarını kasarak ve eşini iterek, cinsel birleşmeye kendini kapatması durumu olan vajinismusun kökeninde, çocukluk çağından kalma korkuların, doğru bilinen yanlışların (cinsel mitler), suçluluk, utanma veya ayıp gibi duygularının yeri büyük... Vajinusmus pek çok evliliğin sona ermesine neden olabiliyor, pek çok evlilik de vajinismus nedeniyle seks hayatı olmadan sürebiliyor. Ülkemizde cinsel tedavi kliniklerine başvuran her on çiftten biri vajinismus sorunu yaşıyor. Bu nedenle Cinsel Sağlık Enstitüsü Derneği (CİSED) Ücretsiz Cinsel Danışmanlık Hatları'na (0.312.212 66 26) başvuran kişilerden gelen "Muayenehanede gerdek olur mu?" soruları her geçen gün artıyor. 
MUAYENEHANEDE GERDEK OLMAZ, OLAMAZ...
Vajinusmus Türkiye'de pek çok çiftin hayatını karartıyor ve bu nedenle çok istismar ediliyor. Vajinismuslu çiftlerde uygulanabilecek doğru bir cinsel terapinin, sadece penisin vajene girmesinin başarılması ile değil, çiftin sağlıklı ve mutlu bir cinsel yaşantıya kavuşması ile de ilgilenen bir cinsel terapi yaklaşımı olması gerekiyor. Çünkü aksi bir durumda cinsellik mekanik bir sürece dönüşebiliyor. Oysa penis-vajina birlikteliğini hedefleyen yaklaşımlar ve muayenehanede cinsel birlikteliği yaşatmak, çoğu zaman sorumluluğu üzerlerinden atmak düşüncesine sahip çiftlerin uygun bulduğu bir yöntem olarak cinselliği mekanik bir eyleme dönüştürüyor. Uygulanan bu yöntemler geçici başarıya odaklı oluyor. Zaten korku, güven sorunu olan ve cinselliğe yönelik olumsuz duygu ve düşünceleri olan çiftleri muayenehane gibi güvensiz bir ortamda cinsel ilişkiye yönlendirmek, çiftlerin ilişkilerinde yıpranmalara, daha çok suçluluk ve utanma duygularının ortaya çıkmasına neden olabiliyor. Bu duygular içerisinde olan bireylere uygulanan muayenehanede gerdek yöntemi, bir çeşit tecavüz olarak dahi algılanabiliyor. Yani tedavi olurken tecavüze uğrayan kadınların sayısı her geçen gün artıyor. Çiftlere "İyileşeceksiniz" denilerek olmadık şeyler önerilmesi, muayenehane ortamında çiftlere ilişkiye girmelerini teklif etmek, çifti soyarak cinselliğe alıştırmak veya cinsel ilişkiye başlamalarına yardımcı olmak kabul edilir bir şey değil... Bir hekimin asla yapmaması gereken bir uygulama... Bu nedenle, bozulan ruhsal dengeyi sağlamak, cinsel eğitim vermek, düşünce ve duygu alışverişi kurmak, çiftlerin veya bireylerin kendilerini tanımalarını sağlamak, cinsel çatışmaları çözümlemek, bu çatışmalardan doğan kaygı ve gerginlikleri azaltmak, çiftler arasındaki ilişkileri iyileştirip olgunlaştırmak, gevşeme, güven duyma, konuşma, dokunma, aşk oyunları, kendine güvenme ve kendine yardım tekniği konusunda bilgilendirmek gibi birçok kavramı içinde barındıran cinsel terapi ile muayenehanede gerdek arasında uçurumlar var...
İYİLEŞTİRİCİ VE KEYİF VERİCİ CİNSEL EGZERSİZLER...
Çiftin arasında sevginin ve zevkin bir paylaşımı olan cinselliğin, birlikte yaşanacak bir hazzı esas alması ve ideal bir ortam içerisinde yaşanması gerekiyor. İdeal ortamın, muayenehane gibi hastalığı öne çıkaran ve çiftin sığındığı bir yer olmaktan çok, cinsel aktiviteleri destekleyen, keyif alınabilecek ve ego güçlerinin en iyi şekilde kullanımına fırsat tanıyan güvenli ve mahrem bir ortam olması gerekiyor. Bu ortamın "aşk oyunları" adını verdiğimiz iyileştirici ve keyif verici cinsel egzersizleri yapmayı sağlayacak tüm kaynakların en ideal şekilde çift için düzenlenip kullanıldığı bir atmosferi içermesi büyük önem taşıyor. Bu nedenle çiftlerin aşk oyunlarını evlerinde, kendi rahat, güvenli ve ideal ortamlarında yapmaları gerekiyor. Telefonların kapatılması, ışıkların rahatsız etmeyecek bir seviyeye getirilmesi, odanın ısısının dengelenmesi, kapıların kilitlenmesi, odada çifti rahatsız edecek fotoğrafların ve diğer nesnelerin kaldırılması yani özel ve rahat bir mekânın yaratılması tavsiye ediliyor. Çiftin ruhsal yönden rahat, huzurlu ve mahremiyet duygusu içerisinde olması gerekiyor. Muayenehaneler ne kadar uygun yapılandırılmış olurlarsa olsunlar, bireyselliğe, mahremiyete, duygusal güvenliğe olan saygının ihlal edilebileceği ortamlar... Bu nedenle CİSED bu tür tek seanslık tedavileri uygun ve etik bulmuyor ve halkımıza da tavsiye etmiyor.
VAJİNİSMUS TEDAVİSİ...
Vajinismus tedavisi için uygulanacak adımlar her ne kadar vajinismusun kadın üzerindeki süresine ve yoğunluğuna göre farklılık gösterse de, vajinismusun tedavi edilebilir geçici bir rahatsızlık olduğunun bilinmesine fayda var... Vajinismus cinsel terapisinde genellikle hiçbir cerrahi müdahale ve diğer girişimsel müdahaleleri uygulamak gerekmiyor. Çiftin tedavi süreci boyunca herhangi bir ilaç kullanması da istenmiyor. Yapılması gereken tek şey çiftin iyi bir rehber olacak cinsel terapisti bulması, her şeyi açıkça anlatması ve en önemlisi de iyileşme arzusunun olması... Çift bunu yapmayı başardığı takdirde, cinsel terapistinin onlara önereceği aşk oyunları adı verilen egzersizlerle, kendi kendilerini tedavi etmeleri mümkün olabiliyor.
 
VAJİNİSMUS CİNSEL TERAPİSİ İÇİN ÖNEMLİ NOKTALAR...
(1) Cinsel terapi programının duygusal ve fiziksel teknikleri içermesi gerekiyor. Çiftin cinsel terapi sürecine birlikte katılmaları daha iyi sonuçlar veriyor. (2) Vajinismus tedavisi doğru bilgi ve teknik gerektiren bir süreç olduğu için yapılacak planın, tecrübeli ve nitelikli bir cinsel terapist tarafından takip edilmesi önem taşıyor. (3) Cinsel terapi planına uyulduğu takdirde, umulduğundan daha hızlı ve kesin bir iyileşme elde edilebiliyor. Ancak, çiftin bu tedavi planına sadık olması ve sabırla uygulaması gerekiyor.
 
VAJİNİSMUS TEDAVİSİ İÇİN İZLENMESİ GEREKEN ADIMLAR...
1-AŞK KASLARIYLA (PELVİK TABAN KASLARI) İLETİŞİM SAĞLAMAK
Aşk kaslarının istemsiz kasılması sonucu vajinismus tablosu oluşuyor. Bu tür vajinal kasılmalar özellikle penis-vajina birlikteliğini içeren cinsel birleşmeye (penetrasyon) yakın olunduğu zaman belirginleşiyor. Çoğu kadın, bu kasların nasıl çalıştığı ve kontrol edileceği konusunda pek bilgiye sahip değil... İlk adım, aşk kaslarını kontrol etmeyi öğrenmek için onlarla bağlantı kurmayı içeriyor. Böylece kişi kendi eylemlerini kontrol edebiliyor. Diğer bir değişle, vajinismusun üstesinden geleme aşamasında, istemli bir şekilde, aşk kasların kasılmasını ve rahatlamasını sağlayarak bunun nasıl yapıldığını öğrenmek önem taşıyor.
 
2-AŞK KASLARINI KASIP GEVŞETMEK
Endişe, korku ve kaygı, genel olarak kaslarda, özellikle de aşk kasları üzerinde olumsuz bir etkiye yol açıyor. Herkeste olduğu gibi sinir sistemi acıya karşı savaşmak ya da kaçmak zorunda olduğundan, vücut bunu kaslarını gererek yapıyor. Bu otomatik bir mekanizma... Vajinismuslu kadınların tek farkı, korunma içgüdülerini kontrol edememeleri... Nasıl ki aşk kaslarının gerilmesi için komut veriliyorsa, gevşemesi içinde komut verilmesi gerekiyor. Bu kontrolü ele alabilmek için vücudun kas gruplarına (omuzlar, bacaklar, kollar, karın, vb.) odaklanmak gerekiyor. Odaklandıktan sonra kadın karnını içeri doğru çekerek kontrollü nefes almayı ya da omuzlarınızı kaldırıp indirmeyi yani kontrol etmeyi öğrenebiliyor. Bu çok kısa bir zamanda öğrenilebiliyor, bu süreçte bilinçli olarak vücudu dinlemek önemli... Nefes ve gevşeme egzersizleri, gerginliği ortadan kaldırmak, konsantre olmak ve fiziksel ağrıyı ortan kaldırmak için oldukça yararlı oluyor. Vücudun rahatlamasını öğrenmek aynı zamanda aşk kaslarını gevşetmeyi ve vajinal gerginliği önlemede etkili oluyor.
 
3-CİNSELLİK ALGISINI DEĞİŞTİRMEK
Vajinismusta ağrı seks ile geldiği için, seksin çift üzerindeki etkisi olumsuz oluyor ve cinselliğe bakışlarını olumsuz değiştirebiliyor. Vajinismusu aşmak için cinsellik algısını değiştirmek, çiftlerin seksten ve birbirlerinden zevk almalarını sağlamak gerekiyor. Bu da, ilk olarak bedenin hemen ardından da cinselliği öğrenmekle mümkün oluyor. Cinsel haz; duygu, zihin ve beden üçlüsünün birleşimiyle oluşuyor. Ağrının cinsel birleşme üzerinde kapalı bir etkisi olduğundan, bu etki çiftin cinsel isteğini azaltıyor. Bu nedenle vajinismustan kurtulmanın yolu, kontrolü ele alarak seksin olumlu tüm yanlarını düşünüp öğrenmeye çalışmak, mastürbasyon ile boşalmak ve hazza odaklanmak gerekiyor.
 
4-AĞRI YERİNE HAZZA ODAKLANMAK
Acı, cinsel aktivitelerle ilişkilendirildiği takdirde, beyin ağrıyı ve zamanını hafızaya yüklediği için bir sonraki denemede daha şiddetlisi yaşanıyor. Vajinismuslu kadının, tekrar tekrar gerçekleşen ağrıyı cinselliğe bağlamaya devam etmesi belleğini güçlendiriyor ve vajinismusun devamına ortam sağlıyor. Acı dolu anlar beyinde daha güçlü hale geldiği zaman da cinsellik stres veriyor, aşk kasları istemsiz kasılıyor ve en sonunda da acısız bir cinsel birliktelik yaşamak neredeyse imkânsız bir hal alabiliyor. Cinsel terapi süreci ve cinsel terapistin vereceği egzersizler sayesinde korku ortadan kaldırılıp, hafızanızdan silinebiliyor.
5-AŞK OYUNLARI OYNAMAK

Vajinismuslu çiftin ruhlarını ve bedenlerini cinsel birleşmeye hazırlamaları gerekiyor. Bunun için aşk oyunları (parmak egzersizleri, dilatörler, sevişme, mastürbasyon, gevşeme ve nefes egzersizleri, vb.) aşamalı olarak kullanılıyor. Özellikle parmak egzersizleri, en küçükten başlanarak çift parmak girişine kadar kademeli olarak kullanıldıktan sonra cinsel birleşmeye geçilmesi mümkün olabiliyor. Bu aşamada artık cinsel birleşme korkusunun üstesinden gelinmiş, vajinal kaslar üzerinde istemli bir kontrol sağlanmış ve geriye sadece cinsel birliktelikten zevk alma kalmıştır. Bu adımlar sorunsuz bir şekilde tamamlandıktan sonra, vajinismuslu bir çift sağlıklı ve keyifli bir cinsel ilişki kurabiliyor.