28 Ağustos 2014 Perşembe

ORGAZM MI OLUYORSUNUZ BOŞALIYOR MUSUNUZ?

Boşalma ve orgazm tıptaki son gelişmelere rağmen halen bilinmezliklerle dolu bir terim olmaya devam ediyor. Çünkü boşalma, orgazm ve cinsel doyum kavramları genellikle birbirine karıştırılıyor ve çok yanlış bir şekilde aynı anlamda kullanılıyor. "Her boşalmanın orgazmla mı sonuçlanması gerekiyor?", "Orgazm, boşalma ve cinsel doyum sonrası vücutta ne gibi değişimler meydana geliyor?" gibi akla takılan birçok soruya açıklık getirmek istiyorum.
"ORGAZM" OLMAKLA "BOŞALMAK" AYNI ŞEY DEĞİL...
Orgazm olmakla boşalmak aynı şey değil... Ama çoğu zaman boşalma olarak yaşanan durumlar orgazm olarak algılanıyor. Boşalma bedensel bir rahatlamayken orgazm, bu bedensel rahatlamaya ruhun da eşlik ettiği bir durum olarak biliniyor. "Şehvetli heyecan” anlamına gelen orgazm, boşalmayı da içine alan daha geniş bir kavram... Orgazm çeşitli bedensel ve psikolojik cinsel uyaranlar sonucu beynin harekete geçmesi ve bir takım hormonsal mekanizmaların etkisiyle, bireyde hem bedensel hem de ruhsal olarak algılanan, "geçici şuur bulanıklığı", "kontrol kaybı duygusu" ve istem dışı ritmik vajinal kasılmaların yanında tüm bedende güçlü kasılmaların yaşandığı "yoğun bir boşalma" olarak tanımlanabiliyor. Boşalma ise, daha çok fiziksel rahatlama olarak tarif ediliyor. Boşalma anında erkeklerden meni çıkışı oluyor ama kadınlarda böyle bir sıvı çıkışı olmuyor. Bu nedenle erkeğin boşaldığının bir meni çıkışı gibi bir kanıtı olurken, kadının boşalması tamamıyla sübjektif yani öznel, kişisel, göreceli, değişken, izafi, yoruma bağlı olarak değerlendirildiğinden bir kanıtı olmuyor. Ama kadın boşladığında kızarıyor, nefes ve kalp hızı artıyor, vajinada istemsiz kasılmalar gibi fiziksel etkiler görülüyor. Ayrıca her cinsel ilişkide boşalmayı, her erkeğin ve her kadının yaşaması gereken doğal bir duygu olarak görmek gerekiyor. Boşalmayı, bir insanın çok susadığı zaman kana kana içtiği sudan aldığı tat gibi ya da çok sıkışan bir kişinin, ihtiyacını giderdiği zaman yaşadığı rahatlama gibi tarif etmek mümkün... Boşalma öncesi beden geriliyor ve arkasından rahatlama hissediliyor. Cinsel ilişkilerin sonlarına doğru yaşanan ve 10–15 saniye süren kasılmalarla kendini gösteren fiziksel ve bedensel rahatlamaya “boşalma” adı veriliyor.
ORGAZM İÇİN KALİTELİ BİR CİNSEL İLİŞKİ GEREKİYOR...
Boşalma durumu 5 ile 10 saniye, orgazm durumu ise 10 ile 15 saniye arası kadar sürüyor. Boşalmaya cinsel ilişki ya da mastürbasyon ile ulaşılabiliyor ama orgazm için kaliteli bir cinsel ilişki gerekiyor. Kadınlar, erkeklerden daha geç boşalıyor ve orgazma ulaşıyor. Ama erkekler çok özel teknikleri uygulayarak veya bazı ilaç ve kremlerle boşalma sürelerini uzatılabiliyor. Kadınlar, erkeklerden daha geç boşalmalarına veya orgazma ulaşmalarına karşın eğer gerekli uyarı verilirse ve tecrübeleri arttıkça erkeklerden daha kapsamlı ve şiddetli boşalma veya orgazm durumları yaşayabiliyor. Orgazm ve boşalma sonrasında her iki cinste de salgılanan seratonin hormonu mutluluk veriyor ve bu yaşanan deneyimin iyi hatırlanmasında etkili oluyor.
BOŞALMA HAK, ORGAZM ARMAĞAN...
Boşalma olmaması çiftin gerginliğinin devam etmesi anlamına geliyor ve hem iç dünyalarında hem de partner ilişkilerinde sıkıntılara neden olabiliyor. Bu nedenle boşalmayı HAK olarak görmek gerekiyor. Orgazm, boşalmayı öğrenmiş, tecrübe etmiş, ilişkilerinde belli bir kalite, uyum ve ahenk yakalamış çiftlerin, ayda yılda bir kez yaşadıkları farklı bir bilinç hali olarak biliniyor. Bu nedenle orgazmı çok arzu ve istekli olan, her iki tarafın da gününde olduğu ilişkilerde yaşanan bir ARMAĞAN ya da HEDİYE gibi görmek önem taşıyor. Her kadının veya her erkeğin, her cinsel birliktelikte boşalabilmesi gerekiyor ancak her birliktelikte orgazm olma zorunlulukları yok... Orgazmın arada bir olmasını yeterli görmek ve orgazmı bir hedef haline getirmemek önem taşıyor. Çünkü iyi sevişme, eşlerin, istekle başlayarak karşılıklı haz alabilmelerine dayanıyor ve cinsellik; rahatlamış ve gevşemiş bir halde, sevişmenin ve dokunmanın verdiği hazza odaklanarak, haz alıp haz verebilme, ruhu ve bedeni paylaşabilme, ne olursa olsun bir şekilde boşalabilme bilim ve sanatı olarak tarif ediliyor. Bu sanat icra edilirken orgazm yaşanır ya da yaşanmaz... Orgazmın yaşanmaması o cinsel ilişkiden haz alınmadığı, tatmin olunmadığı anlamına gelmiyor. Ancak çift cinsel ilişkinin başından itibaren orgazmın yaşanıp yaşanmayacağına odaklanırsa, bu durum alınan hazzın sürdürülememesine, dolayısıyla orgazmın ulaşılamaz hale gelmesine neden olabiliyor. Bu nedenle boşalma, orgazm ve cinsel doyum kavramlarını birbirinin aynı olmadığını bilmek ve anlamak gerekiyor.
DOYMADAN YATAKTAN KALKMAK...

Cinsel doyum, kişinin boşalmasından veya orgazm olmasından sonra yataktan doyduğunu hissederek kalkması, yani yeniden bir cinsel aktive yapmaya ihtiyaç duymaması olarak biliniyor. Ancak bazen seks yaparken boşalma veya orgazm yaşanıyor ama yine de kişi kendisini seks konusunda hala istekli, doymamış veya aç hissedebiliyor. Hatta bu kişiler sürekli istemek gibi bir dürtüsellik içinde olabiliyor. Bu durum cinsel doyum bozukluğu olarak tarif ediliyor.

27 Ağustos 2014 Çarşamba

ERKEN BOŞALMANIN DAYANILMAZ AĞIRLIĞI

Erkekler erken boşalmanın dayanılmaz ağırlığı altında eziliyor. Ülkemizde cinsel yaşamı aktif olan her on erkekten yedisinin hayatının bir döneminde yaşadığı ve cinsel tedavi kliniklerine en sık başvuru nedenleri arasında yer alan erken boşalma (prematür ejakülasyon, denetimsiz boşalma, istemsiz boşalma), erkeğin boşalmak istememesine; yani cinsel birlikteliği devam ettirmeyi istemesine rağmen, tam bir cinsel doyum yaşamadan, kendi iradesi dışında, istemsiz ve denetimsiz olarak boşalması olarak tanımlanıyor. Eşli cinsel etkinlik sırasında, erkeğin her türlü penis vajina ilişkisinde boşalmasını geciktirme kapasitesinin olmaması ve vajina içinde kalma süresinin yedi dakika ve altında olması, sürekli ya da yineleyici olarak, penisin vajinaya girdikten sonra yaklaşık bir dakika içinde ve kişinin isteğinden önce boşalma örüntüsü olarak bilinen erken boşalmanın, yaklaşık altı aydır sürmesi, hem erkekte, hem partnerinde hem de partner ilişkisinde belirgin bir sıkıntıya neden olması ve her cinsel etkinlikte ya da cinsel etkinliklerin yaklaşık %75’ ila %100'ünde yaşanması gerekiyor. Erken boşalma tanısı, vajinayı kapsamayan cinsel etkinliklerde bulunan kişilere de konabilirse de, partner tatmini ve memnuniyeti baskısı olmadığı için, bu tür etkinlikler için özgül süre ölçütü belirlenmiyor. Ancak erken boşalmanın tanısı konulurken cinsel kökenli olmayan bir ruhsal bozukluğun, ağır bir ilişki bozukluğunun, gerginlik yaratıcı önemli başka etkenlerin, bir madde ve ilaç kullanımının ya da ciddi bir sağlık sorununun olmaması ve erken boşalmanın bu durumlara bağlanmaması gerekiyor. Ayrıca günümüzde erken boşalma, her ne kadar bir cinsel işlev bozukluğu veya erkekte cinsel yetersizlik gibi görülse de gerçekte çiftin cinsel uyumsuzluğu olup, cinsellikten üreme amacının dışında haz alma beklentisinin de artması nedeniyle modern ve gelişmiş toplumlara özgü bir durum olarak yaşanıyor.
BOŞALMA TİP’LERİ...
Erken boşalma sorunsalı, erkek cinsel açıdan etkin olduğu günden beri varsa ve "yaşam boyu erken boşalma", oldukça olağan bir cinsel işlevsellik evresinden sonra başlamışsa "edimsel erken boşalma", belirli tür uyarımlar, durumlar ya da eşlerle sınırlı değilse "yaygın erken boşalma", yalnızca belirli tür uyarımlar, durumlar ya da eşlerle ortaya çıkıyorsa "durumsal erken boşalma", penis vajinaya girdikten sonra 30 saniye-bir dakika içinde boşalma oluyorsa "ağır olmayan erken boşalma", 15–30 saniye içinde boşalma oluyorsa "orta derecede erken boşalma" ve cinsel etkinlikten önce, cinsel etkinliğin başında ya da vajinaya girdikten sonra 15 saniye içinde boşalma oluyorsa "ağır erken boşalma" olarak adlandırılıyor.
 
ERKEKLER NEDEN ERKEN BOŞALIYOR? ÇÜNKÜÜÜ...
1-ATALARDAN KALAN MİRAS...
Erkeklerin biyolojik olarak erken boşalamaya programlandıkları ve atalarından kalan bir miras olarak erken boşaldıkları evrimsel teorinin en kadim önermelerinden biri, bu doğal ve olağan bir durum... Çünkü daha uzun süreli bir cinsel ilişkinin üremeye herhangi bir katkısının olmadığı, ayrıca boşalma süresinin uzun olması erkeği dış tehlikelere karşı korunmasız bıraktığı, hatta geç boşalmanın türün devamı için bir tehdit bile oluşturduğu bilinen bir gerçek...
2-AHH BU YANLIŞ ÖĞRENMELER...
Ergenlik döneminde yanlış ve hatalı mastürbasyon alışkanlığı erken boşalmaya yol açabiliyor. Ergenlik döneminde mastürbasyona başlayan bir erkek ilk cinsel deneyimi yaşayıncaya veya evleninceye kadar ortalama 1000–1500 defa mastürbasyon yapıyor. Ergen, mastürbasyonu genellikle ayıp, yasak ve günah duygularıyla, "Mastürbasyon yapanın gözü kör olur", "Mastürbasyon yapanın ileride çocuğu olmaz" şeklindeki yalan ve yanlış bilgilerle korku içinde, arkadaşlarına hava atmak için skor takıntısıyla, uygun olmayan koşullarda, kimseye görünmemek ve yakalanmamak için olabildiğince kısa tutmayı tercih ediyor. Bu alışkanlık evliliğinin ilk yıllarındaki erken boşalmanın en önemli nedenleri arasında yer alıyor. Buna alışan ve programlanan bir beynin değişmesi için, hem zamana hem de yeni bir yazılıma veya mevcut yazılımın güncellenmesine ihtiyaç duyuluyor.
3-NASIL BAŞLARSA ÖYLE GİDER...
İlk cinsel deneyimlerde, tecrübesizlikten ve aşırı stresten dolayı, çok büyük olasılıkla erken boşalma yaşandığı bilinen bir gerçek... Mastürbasyon alışkanlığı, cinsel deneyimsizlik, başaramama korkusu ve yüksek cinsel istek nedeniyle ilk deneyimlerde doğal olarak erken boşalan genç erkek, bunu genelleştirerek her zaman böyle olacağına dair çok yanlış bir inanç geliştirebiliyor ve bunu devam ettirebiliyor.
4-GENELEV YA DA SEKS İŞÇİSİ ALIŞKANLIĞI...
İlk cinsel deneyimler genellikle uygun olmayan koşullarda ve uygun olmayan kadınlarla yaşanıyor. Özellikle ülkemizde birçok genç erkeğin ilk tecrübesi genelev gibi uygun olmayan koşullarda, seks işçileriyle, sadece sertleşme ve boşalma hedefiyle, kadının tatmin olmasının önemsenmediği ve beklenmediği, sevişmesiz, alelacele gerçekleşiyor. Bu durum hem kadının tatmin olması gibi bir öğrenmeyi ortadan kaldırıyor hem de erkeğin kadın karşısında ilk mahcubiyeti oluyor ve kendine olan güvenini kaybetmesine yol açıyor.
5-PSİKOLOJİK NEDENLER...
Psikolojik nedenler listesi sayfalarca uzayabiliyor. Kendisine ve cinsel yeterliliğe karşı güvensizlik, performans anksiyetesi (başaramama korkusu), utanç, ayıp, yasak, suçluluk ve günahkârlık duyguları, olumsuz kendilik algısı, cinsel özgüven eksikliği, aşırı yüksek beklentiler (süper erkek olma, partneri kendine hayran bırakma arzusu), aşırı kaygılı, güvensiz veya narsisistik kişilik yapısına sahip olma, bilinçdışı çatışmalar, en önemli psikolojik nedenler arasında yer alıyor.
6-AİLE, EVLİLİK VE İLİŞKİ SORUNLARI...
Güç ve iktidar savaşları, sosyal rol karmaşası, anlaşmazlık, saldırganlık, hayal kırıklığı, eş reddi, eşin olumsuz ve aşağılayıcı tepkisi, mahremiyet sınırlarını oluşturamama, iş stresi, geçim sıkıntısı gibi aile, evlilik ve çift ilişkisindeki sorunları erken boşalmaya yol açabiliyor.
7-ÖNEMLİ YAŞAM KRİZLERİ...
Ebeveynlerin kaybı, kanser olma, iflas etme, taciz veya tecavüze uğrama, deprem, yangın, boşanma, ayrılık, aldatma veya aldatılma gibi önemli yaşam krizleri, karşı cinse öfke veya güvensizlik gibi negatif duygulara ve beraberinde erken boşalmaya neden olabiliyor.
8-İÇİM ÜRPERİYOR, YA SERTLEŞEMEZSEM!
Tecrübesiz erkekler cinsel ilişkiye üç temel kaygıyla başlıyor: "Ya penisim sertleşmezse!", "Ya penisim vajinaya girmeden inerse!" ve "Ya erken boşalırsam!" Bu üç kaygının yarattığı kısır döngü erken boşalmaya sebep olabiliyor.
9-DENİZCİ SENDROMU...???
Cinsel ilişkinin çeşitli nedenlerden dolayı uzun aralıklarla olması, erken boşalmaya neden olabiliyor. Çünkü cinsel dürtü ve bunun sonucu oluşan cinsel istek erkek bedeninde gittikçe artan bir gerilim yaratıyor. Gerilim ne kadar yüksekse bunu gidermeye dönük istek de o kadar yüksek oluyor ve boşalma da o kadar hızlı gerçekleşiyor. Denizci Sendromu da denilen bu durum aslında yoksunluğa karşı bedenin dengeyi sağlama çabası olarak biliniyor. Bu durum, düzenli olarak su içen biriyle uzun süre susuz kalmış birinin suyu içme hızlarındaki farklılığa benzetilebiliyor. Bu nedenle erken boşalma tanısı koyarken en az altı ay düzenli bir birlikteliğin olup olmadığı  önemli bir kriter olarak biliniyor.
10-SIRA DIŞI CİNSEL ARZULAR...
Farklı cinsel yönelimler, bastırılmış eşcinsel arzular, fetişizm gibi sapkın cinsel istekler erken boşalmaya yol açabiliyor.
11-FİZİKSEL NEDENLER...
Magnezyum eksikliği, penis başının altındaki fren derisinin kısa oluşu, sünnet sonrası peniste oluşan nodüller, tekrarlayan prostat ve penis başı iltihapları, MS hastalığı gibi nörolojik hastalıklar, grip ve alerji ilaçları erken boşalma nedenleri arasında yer alabiliyor.
12-PARTNERDEN KAYNAKLANAN NEDENLER...
Kadın partnerin cinsel isteksizliği, henüz sekse hazır olmayışı ve yetersiz ıslanması, yeni doğum yapması, gebeliği, lohusalık dönemini bitirmemiş olması, emzirmeye devam etmesi, Menopoza girmesi, herhangi bir sağlık sorunu nedeniyle hormon tedavisi görmesi, kendini kasması ve yeterince gevşeyememesi, erkeği aşağılaması, küçük görmesi, yetersizlik duyguları yaşatması, cinselliği bir külfet gibi görmesi, yüksek beklenti içinde olması, boşalma ve orgazm sorunları yaşaması erken boşalmaya neden olabiliyor. Ayrıca erkek üstünde bir hâkimiyet kurmak, memnuniyetsizliğini öne sürerek başka konularda istediğini yaptırmak veya kendi orgazm olamama sorunu gizlemek için erkeğin erken boşalması, kadının işine geliyor olabilir.
 
ERKEN BOŞALMANIN BAZI AVANTAJLARI...
 “Herkesin kurtulmak istediği erken boşalmanın bir avantajı olabilir mi?” Evet, erken boşalma her zaman bir erkek tarafından bir sorun olarak algılanmıyor, bazı olumlu yanları da olabiliyor. (1) Erken boşalma, erkekte organik bir sorun olmadığını, cinsel fonksiyonların yerinde olduğunu, normal cinsel yanıt döngüsünün işlevsel olduğunun bir kanıtı olabiliyor. (2) Cinsel istek ve arzunun yüksek olduğunu, partnerin bir kadın olarak çekici olduğunu gösterebiliyor. (3) Nispeten kısa bir süreliğine de olsa kaliteli bir ereksiyon sağlayabiliyor. (4) Genellikle erken boşalan erkekler bunu telafi etmek için birden fazla ilişkiye girdikleri için cinsel performanları daha yüksek olabiliyor. (5) Erken boşalan erkek bunun eksikliği gidermek için eşine daha iyi davranıyor ve bu nedenle genelde kadınların istediği tarzda iyi bir eş olabiliyor. (6) Kadının bazı sağlık nedenleri ve hamilelik gibi uzun süreli bir cinsel birlikteliğe müsait olmadığı zamanlarda erken boşalma kadın için rahatlatıcı olabiliyor. (7) Erken boşalma sorununu birlikte aşmaya çalışan çiftlerde evlilik ve çift ilişkisinin kalitesi artabiliyor, “biz” olma ve dayanışma duygusu güçleniyor. (8) Bazı ilkel topluluklarda genç erkeklerde hızlı boşalabilme, erkeğin üreme kabiliyetinin yüksekliğini gösterdiği için aranılan bir özellik bile olabiliyor.
 
TEDAVİSİ...
Erken boşalma cinsel terapi ile yüzde yüz tedavi edilebiliyor. Cinsel terapide kafanın rahat olması, aşk kaslarının gevşek tutulması ve nefes kontrolünün yanında, boşalmanın habercisi olan bedensel tepkilerinin farkına varmayı ve hassaslığı azaltmayı amaçlayan dur-başla aşk oyunu ve Kegel egzersizleri uygulanıyor ve erkek boşalmasını kontrol edebildiği gibi, güzel sevişme sanatına dair birçok şey öğreniyor. Tedavi sürecinde kadının problemi küçümsememesi, ciddiye alması, kaygıyı arttıracak davranışlarda bulunmaması, kıyaslama yapmaması, iyi niyetli çabaları desteklemesi, tehdit etmemesi, olumlu olanlara odaklanması, hep pozitif olması, problemleri değil çözümü konuşması önem taşıyor.
“GÜZEL SEVİŞME” NASIL OLUR?
Erkekler erken boşalmanın dayanılmaz ağırlığı altında eziliyor. Bu nedenle erkeklerin güzel sevişme sanatını öğrenmeleri gerekiyor. Güzel sevişme sanatında (1) Çift birbirini uyarmak için konuşuyor, (2) Sevişmeye cinsellik içermeyen bir şekilde başlıyor, (3) Erotik ve yumuşak uyarıcı dokunuşlar yapıyor ancak doğrudan cinsel uyarıdan kaçıyor, (4) Birbirlerine daha uzun süreli dokunuyor ve okşuyor, (5) Penisin vajinaya girmesi yavaş ve aralıklarla yapılıyor, (6) Dokuz sığ, bir derin giriş ile ritmik bir gidiş geliş yapılıyor, (7) Heyecan yoğunluğu arttığında uygun bir şekilde nefes alıp veriliyor, (8) Boşalmayla ilgili bedensel bir uyarı fark edildiğinde sabit kalınıyor, aşk kasları gevşetiliyor, karından nefes alınıyor (9) Beş duyu ile hissederek sevişiliyor ve (10) İsteyerek vakti geldiğinde boşalma yaşanıyor.

18 Ağustos 2014 Pazartesi

PSİKOLOJİK DEĞİL CİNSEL SORUNLAR PATLADI

Sağlık Bakanlığı'nın psikolojik şikâyetlerle doktora başvuran kişi sayılarına ilişkin istatistikleri yayımlaması kamuoyunun gündemine bomba gibi düştü. Bilinen, hissedilen ve tahmin edilen bir durum, verilerle ortaya çıkınca herkesi derin bir endişe aldı. 2009–2013 yılları arasını kapsayan istatistiklere göre Türkiye'de psikolojik rahatsızlıklar nedeniyle doktora başvuran kişi sayısı 3 kat artarak 3 milyondan 9 milyona çıktı. Ankara’da 2009 yılında psikolojik rahatsızlıkları dolayısıyla doktora başvuran kişi sayısı 73.370 iken 2013 yılında bu sayı 487 bin 29’a çıkarak rekor seviyede arttı. Öte yandan Türkiye'de psikolojik şikâyetlerle doktora başvuran kişi sayısında patlama olmasına rağmen anti depresan ve benzeri nitelikteki psikiyatrik ilaçların tüketim miktarında son 5 yılda ciddi bir artış olmadı. Çünkü psikolojik olarak tarif edilen sorunların çoğu cinsel sorunları kapsıyor. Cinsel sorunların tedavisi çoğu zaman ilaçla değil cinsel terapistlerin uyguladığı "cinsel terapi" ile mümkün... Ülkemizin en saygın ve en örgütlü cinsel sağlık derneği olan Cinsel Sağlık Enstitisü Derneği (CİSED - www.cised.org.tr)'in yaptığı araştırmalara göre ülkemizde cinsel hayatı aktif olan her on erkekten yedisi, her on kadından sekizi hayatının bir döneminde erken boşalma, iktidarsızlık, cinsel isteksizlik, seks yapma korkusu (vajinismus), ağrılı cinsel ilişki (disparoni), boşalma ve orgazm sorunları gibi cinsel işlev bozuklukları yaşıyor.
HASTALAR UTANIYOR, HEKİMLER BİLGİSİZ...
Cinsel sorun yaşayan birçok kişi veya çift, ayıp, yasak ve utanma nedeniyle cinsel sorunlarına hekime anlatamıyor, cinsel sorunlarına çözüm aramada zorlanıyor. Yani cinsel problem yaşayanların önemli bir kısmı sorunlarını hekimlerden gizliyor, çözemiyor, doktora başvuramıyor. Hekimler de bilgisizliklerinden ve cinsel sorunların tedavisi konusunda eğitimsizliklerinden dolayı, başvuran hastalarında cinsel sorunlarının olup olmadığını sorgulayamıyor veya araştırmıyor. Bu nedenle cinsel sorunlar çığ gibi büyüyor. Çünkü Türkiye cinsellik konusunda halen kapalı toplum özelliğini taşıyor. Hastalar genellikle "İdrar şikâyetim var", "Akıntım var", "Başım ağrıyor", "Halsizim, yorgunum" veya "Hayattan tat alamıyorum" gibi şikâyetlerle hekimlere başvuruyor. Aslında biraz konuşulduğunda, sorun deşildiğinde hekime başvurmadaki asıl amaçlarının cinsel işlev bozuklukları olduğu kolaylıkla anlaşılabiliyor. Ama insanımız cinsellik hakkında konuşmaktan bile çekiniyor. Cinsellikten utanmak pek çok sorunu da yanında getiriyor. Bastırılmış cinsellik ve tedavi edilmemiş cinsel işlev sorunları aile ve ilişki problemlerinden sosyal ve psikolojik sorunlara uzanan bir dizi sıkıntıya yol açıyor. Cinsel sağlığın pek çok düşmanı var.  Bunlar cinsel sorunların başlamasına yol açan başaramama korkusu, ayıp, yasak ve utanç duyguları gibi yapısal ve gelişimsel faktörlerden, cinsel sorunları ağırlaştıran ve ısrarcı bir şekilde devam etmesine yol açan cinsel bilgisizlik, cinsel mitler gibi nedenlere giden geniş bir yelpazede yerlerini alıyor.
TOPLUMSAL OLAYLAR VE KRİZLER CİNSEL SAĞLIĞI OLUMSUZ ETKİLİYOR...
Cinsel sorunların bedensel nedenlerden çok psikolojik sorunlardan kaynaklandığı bilinen bir gerçek… Dolayısıyla meydana gelen ekonomik ve siyasal krizler ve akabinde meydana gelen belirsizlikler ve işsiz kalma endişesi, psikolojik sorunlar olarak bireylerin ve çiftlerin cinsel hayatlarını olumsuz yönde etkileyebiliyor. Yapılan araştırmalar ülkemizde baş gösteren ve ülke ekonomisini derinden etkileyen olayların, belirsizlik, geçim sıkıntısı ve gelecek kaygısıyla birlikte cinsel sorunlar, korku, endişe, kaygı ve stres gibi olumsuz duyguların yoğun hissedilmesine neden olduğunu gösteriyor. Cinsel işlev bozukluklarının tetikleyicisi olan olumsuz duygu birikimleri, ruhsal hastalıklara, sertleşme sorunlarına, cinsel isteksizliğe ve erken boşalmaya neden olabiliyor, aldatmalar artabiliyor. CİSED'in yaptığı araştırmaya göre, siyasal ve ekonomik krizler kadınları daha çok etkiliyor. Araştırmaya göre, kadınların yüzde 70’i yaşanan krizlerden dolayı cinsel yaşamlarının olumsuz yönde etkilendiğini dile getirirken, erkeklerde bu oran yaklaşık yüzde 60 civarında... CİSED tarafından gerçekleştirilen araştırma çiftlerin yaşanan krizlerden dolayı cinsel ilişkiye daha az girdiklerini gözler önüne seriyor. İnternet üzerinden gerçekleştirilen ve 1000 kişi arasında yapılan araştırmaya göre, halkının yüzde 30’u belirsizliklere ve çatışmalara neden olan krizden dolayı cinsel hayatını askıya almış durumda... Araştırmaya katılanların yüzde 70’i yaşanan olaylardan dolayı gelecek korkusu taşıdıklarını ve cinsellikten soğuduklarını dile getirirken, her şeye rağmen cinsel hayatlarını sürdürmekte zorlandıklarını, yaşam tarzlarında değişikliğe gittiklerini ve daha çok erken boşalma, sertleşme sorunları ve cinsel isteksizlik gibi cinsel sorunlar yaşadıklarını belirtiyor. Ekonomik krizden dolayı cinsel yaşamı etkilenenlerin başında çalışan kadınlar, orta yaş ve üstü erkekler bulunuyor. Kadınların yüzde 70’i eskisi kadar sık cinsel ilişkiye girmediklerini dile getirirken, ankete katılan her 3 erkekten biri ekonomik krizden dolayı streste olduğunu ve bu çerçevede cinsel istek duymadıklarını ve buna rağmen seks yapmaya çalıştıklarında ise sertleşme sorunları yaşadıklarını ve geçmişe göre daha erken boşaldıklarını belirtiyor.
ALDATMAYA BAHANE OLUYOR!
Kriz dönemlerinde, uzun vadeli istikrarlı ilişkilerde duygusal problemler ön plana çıkıyor, günlük ve mesleki sıkıntılar artıyor, ruhsal ve fiziki yorgunluklar nedeniyle yeni bir şeyler deneyimleme isteği artabiliyor. CİSED'in araştırma sonuçlarına göre duygusal olmayan sekse yönelen ve internette ilişki arayan her 10 erkekten 4’ü istikrarlı ilişkisini canlandırmak için başka birisiyle yeni bir maceraya hazır... Kadınlar ise daha temkinli ve ancak yakalanmayacaklarından emin oldukları durumlarda aldatmaya meyilli... Sorumluluk hissinin az olması, yasak ve günah olanın çekiciliği, sınırlı vakitlerde birlikte olma zorlantısı, cinselliğin biteceği korkusu, gelecek endişesi ve maddi imkânsızlıklar duygusal sorumluluk taşımayan aldatma ilişkilerine ağırlık verilmesine neden olabiliyor. Kadınlar daha çok duygusal yakınlık ve beğenilme arzularını tatmin etme arayışından dolayı, erkekler ise performanslarını göstermek, günlük hayatın sıkıntılarından kurtulmak ve rahatlamak için aldatıyor. Başarısızlık korkusu ve performans endişesi olan erkek eşinden uzaklaşıyor, onunla seks yapmaktan kaçınıyor, var olan sorunları görmezden gelmeye çalışıyor ve mutluluğu dışarıda aramaya başlıyor. Kadınlar ise değerli ve sevilmeye layık olmadıklarını hissettiren durumlarda ilgi ve beğenilme açlığına düşüyor ve zafiyet gösterebiliyor.
 
BOŞANMALARIN YÜZDE 20'Sİ CİNSEL SORUNLARDAN KAYNAKLANIYOR...
Son yıllarda boşanma oranlarında yüzde 1,7’lik bir artış oldu. Buna karşılık evlenme sayısında belirgin bir azalma söz konusu. Mahkeme tutanaklarına “şiddetli geçimsizlik” olarak geçen ancak boşanma sebeplerinin yüzde 20’sini teşkil eden “cinsel sorunlar” boşanma oranlarında önemli bir yer tutuyor. Boşanmaya yol açan cinsel sorunlar boşanmadan sonra devam edebildiği gibi, şekil de değiştirebiliyor. Sorunlu evliliklerde yaşanan iletişim sorunları, yoğun öfke ve kavgalar zamanla cinsel hayatı olumsuz etkileyebiliyor, zamanla eşler birbirlerinden ve cinsellikten uzaklaşmaya başlayabiliyorlar. Sorunlu evliliklerden sonra yaşanan boşanmaların faturası bazen cinselliğe kesilebiliyor. Bunun yarattığı olumsuz duygular beraberinde cinsellikten daha da soğumaya, kaçınma davranışları geliştirmeye, sosyal ilişkilerden uzaklaşmaya ve içine kapanma gibi davranışlara yol açabiliyor. Yani boşanmak cinsel sorunları çözmüyor.
PEKİ, NELER YAPILABİLİR?

Ekonomik ve siyasi olayların yarattığı stres ve onun olumsuz sonuçlarından korunmanın yolları, (1) korkuyla ve öfkeyle dürüstçe yüzleşmek, (2) sevme ve üretme kapasitesini arttırmak, (3) olumsuz duyguları ve düşünceleri sevilen ve güvenilen kişilerle paylaşmak, (4) nefes ve gevşeme egzersizleri yapmak, (5) düzenli ve doğru beslenmek, (6) düzenli egzersiz ve spor yapmak, (7) olumlu düşünmek, (8) olumsuz haberlerle moral bozan TV'yi kapatmak, (9) alkolü ve sigarayı azaltmak ve (10) kısa bir tatile çıkmak… Hissedildiği anda dile getirilmesi gereken öfke ve korku kötü duygular değil… Dile getirilmezse, öfke, küskünlüğe ve hatta nefrete dönüşebiliyor, korku tüm bedeni kaplayabiliyor ve bu durum çok zarar verici olabiliyor. Bu nedenle kişilerin öfke, korku ve umutsuzluk duygularını ortaya çıkar çıkmaz söze koymaları, paylaşarak gidermeye çalışmaları gerekiyor. Sevmek ve üretmek için öfkeyi, korkuları, ıstırabı ve umutsuzluğu yenmek önem taşıyor. Bunun için kişinin var olan durumunu değiştirmesi, yaşanan olaylara ve krize gösterdiği tepkilerini veya kriz ortamı değiştirmesi gerekiyor. Kişinin kendi kendisine yaptığı olumsuz konuşmalar veya düşünceler devam ettikçe hayatın normale dönmesi zorlaşıyor. Olumsuz düşüncelerin farkına varmak ve olumlu düşünmeye çalışmak hem stresi azaltmaya yardımcı oluyor hem cinsel yaşamı keyifli kılıyor hem de sağlıklı kararlar alınmasını sağlıyor.

12 Ağustos 2014 Salı

SEÇKİN VE EĞİTİMLİ SEKS İŞÇİLERİ

21'inci yüzyılı girerken seks bedel partneri hizmetini kullanan cinsel terapi çok etkili bir tedavi yöntemi olarak dikkat çekmeye ve popüler olmaya devam ediyor. Sınırlı ve sorumlu seks işçileri veya "seçkin ve eğitimli seks işçileri" olarak bilinen seks bedel partnerleri ülkemizde faaliyet göstermese bile, kamuoyunun dikkatini çekiyor ve tartışma yaratıyor. Seks bedel partnerleri cinsel, fiziksel ve duygusal deneyimlerini artırmak isteyen müşterilerine hizmet veren "profesyonel ve eğitimli seks partnerleri" olarak biliniyor. Yurt dışında bazı ülkelerde tekli cinsel terapi sürecinin belirli bir evresinden itibaren yeni cinsel davranış biçimlerini denemeleri ve öğrenmeleri için danışanlara, cinsel terapistleri tarafından cinsel terapi adımları çerçevesinde seks bedel partnerleri önerilebiliyor. Cinsel işlev bozukluğu olan bireylerin bir kısmının eşleri ya da partnerleri olmadığı göz önünde bulundurulduğunda; "aşk oyunları" adı verilen ev ödevlerinin başarılı biçimde yürütebilmesi amacıyla tedavi sürecine eşlik eden, başka bir deyişle kiralanan partnerlere "seks bedel partneri" veya "surrogate partner" adı veriliyor. Özel bir eğitim alan seks bedel partnerleri halen, Amerika, Avustralya ve İsrail başta olmak üzere pek çok ülkede düzenli partneri olmayan kişilere yardımcı olmak üzere tercih ediliyor.
 
1970'LERDE BAŞLADI...
Partneri olan bireylerde uygulanan cinsel terapi tekniklerinin, partneri olmayanlara göre daha başarılı sonuçlar oluşturduğunu gören William Masters ve Virginia Johnson, araştırma enstitüsünde seks bedel partnerlerinin eğitimine başladı, daha çok erkekler için bu partnerleri kullandı, 1960'larda çok dikkat çekti ve oldukça etkili bir tedavi yöntemi olarak piyasaya sundu. Bu çalışma ile seks bedel partnerleri müşterilerine, samimi ve mahrem bir ortamda (ideal ortam), cinsel eğitim, sosyal beceri eğitimi, gevşeme ve nefes eğitimi, öz-farkındalık eğitimi verdi, duygusal destek sağladı, cinsel sorunlarla ve duygusallıkla başa çıkma becerileri konusunda danışmanlık ve seks koçluğu yaptı, müşterilerinin deneyimsizliklerini giderdi, negatif beden imgesi yerine pozitif beden imgesi yaratmalarına yardımcı oldu, iyi bir rol modeli oldu.
 
GENİŞ BİR YELPAZEDE HİZMET SUNUYORLAR...
Seks bedel partnerleri müşterilerine geniş bir yelpazede hizmet sunuyor. Cinsel açıdan deneyimsiz kişiler, cinsel yakınlık becerilerini geliştirmek isteyen herkes veya cinsel işlev sorunları yaşayan kişiler erkek veya kadın seks bedel partneri tutabiliyor. Bir erkek yaşadığı sertleşme sorunu ya da erken boşalma için bir kadın seks bedel partneri isteyebiliyor. Aynı şekilde, boşalma veya orgazm olma zorluğu çeken bir kadın, bu konuda tecrübeli bir erkek seks bedel partneri isteyebiliyor.
ULUSLARARASI PROFESYONEL SEKS BEDEL PARTNERLERİ DERNEĞİ...
Cinsel terapistler etik nedenlerden dolayı cinsel faaliyetler için uygun değil... Danışanlar bununla ilgili arzular dile getirse veya işaretler gönderse de bir cinsel terapistin, danışanıyla erotik veya cinsel bir ilişkiye girmesi cezai işleme tabi ve cinsel terapi alanında mesleki bir hata... Çünkü cinsel terapideki cinsel tacizlerden daima cinsel terapist sorumlu... Cinsel terapide gerçekten etik olabilmek, cinsel terapistin duygularını ketleyebilmesi ve her şeyden önce danışanlarına zarar vermemesi anlayışı temel bir yaklaşım olmalı... Ancak giderek büyüyen bir uygulama haline gelen "seks bedel partneri tedavisi" karmaşık hukuki, ahlaki, etik, mesleki ve klinik etkileri ile büyük bir tartışmanın da yaşanmasına yol açıyor. Bugün, seks bedel partnerlerinin Uluslararası Profesyonel Seks Bedel Partnerleri Derneği (www.surrogatetherapy.org) (IPSA) adı altında Los Angeles'ta kendi organizasyonları var... IPSA, kayıtlı ve sertifikalı seks bedel partnerlerinin bağlı oldukları bir birlik olup, amacı verilen hizmetin profesyonel biçimde yürütülmesini sağlamak... Ancak çalışan tüm seks bedel partnerleri kayıtlı ve eğitimli değil... Günümüzde resmi olarak artık istifade edilmeyen seks bedel partneri uygulaması oldukça problemli bir olgu olarak reddediliyor.
SEKS İŞÇİSİ İLE SEKS BEDEL PARTNERİNİN NE FARKI VAR?
Peki seks işçisinin (fahişe) "seçkinci bir türü" olarak adlandırılan seks bedel partneri ile seks işçisinin ne gibi farkları var? (1) Öncelikle seks işçisinin niyeti hemen genital zevke odaklanıp, müşterisini boşaltmakken, seks bedel partnerinin niyeti uzun vadeli ve terapötik yaklaşımlarla cinsel eğitim vermek ve cinsel ilişkiden alınacak hazzı arttırıcı teknikleri öğretmek... (2) Seks işçisi genellikle tek başına çalışırken, seks bedel partneri bir cinsel terapistin denetiminde çalışıyor. Yani bedel partner, cinsel terapist, müşteri ve bedel partnerden oluşan üç kişilik bir tedavi ekibinin üyesi... Cinsel terapist ile devam eden cinsel terapi oturumları seks bedel partneri-müşteri oturumları ile iç içe geçiyor. Cinsel terapist, danışanına seks bedel partneriyle ne tür bir cinsel egzersiz yapacağını teorik olarak anlatıyor. Danışan, genellikle bir hafta içinde hem cinsel terapisti ile "konuşarak" hem de seks bedel partneriyle "sevişerek" seans yapıyor. Seks bedel partneriyle olan her bir seans ortalama 100 dakika sürüyor. Yani seks bedel partnerliği, teori ile uygulama arasında köprü oluşturan bir kurum olarak tanımlanabiliyor. (3) Seks işçileri çoğu zaman eğitimsiz ama seks bedel partnerleri cinselliğin duygusal ve psikolojik yönlerine dair dersler almanın yanı sıra cinsel anatomi, cinsel fizyoloji, cinsel yolla bulaşan hastalıkların önlenmesi ve cinsel işlev bozukluğu yapan ilaçlar hakkında üç haftalık yoğun bir eğitim alıyor. Seks bedel partnerlerin eğitimleri, yaklaşık 80 saatlik teorik bilgilendirmenin yanında bu konuyla ilgili çok özel uygulamaları içeriyor. Eğitimler 12 haftalık kurslar ya da 15 günlük yoğun programlar biçiminde yapılıyor. Bu eğitim sırasında grup tartışmalarına, egzersizlere yer verilerek, seks bedel partnerlerinin yakın ilişkiler kurma kapasitelerinin artırılmasına gayret ediliyor. Eğitimler çoğu kez IPSA tarafından veriliyor. (4) Seks işçileri müşterilerini kendileri bulurken, seks bedel partnerlerine müşteriyi cinsel terapistler yönlendirir. (5) Seks işçileri müşterileriyle çılgınca seks yapabiliyor, sert sevişebiliyor ama seks bedel partnerleri, müşterilerinin dokunmanın ve hissetmenin hazzına ulaşmalarına yardımcı oluyor. (6) Seks işçileri hızlıdır, seks bedel partnerleri yavaş... Yavaşlıkları bazen sinir bozucu görünebiliyor, ancak bu tedavi sürecinin bir parçası... (7) Seks işçisi müşterisiyle cinsel ilişkiye giriyor ama IPSA'nın etik kodları nedeniyle seks bedel partnerleri müşterileriyle cinsel ilişkiye giremiyor, bunun yerine öpüşüyor, dokunuyor, sarılıyor, seks hakkında müşterisinin sorularını yanıtlıyor, sosyal ve cinsel beceri eğitimi veriyor ve şehvetli cinsel dokunmalar içeren cinsel egzersizlere odaklanıyor ama cinsel ilişkiye asla girmiyor. Uygulanan cinsel egzersizler, vücut farkındalığını arttırmayı, nefes kontrolünü ve gevşemeyi, başta genital olmayan daha sonra şehvetli olan dokunuşları ve cinsel deneyimleri içeriyor. Böylece seks bedel partnerinin müşterisi güvenli ve keyifli bir atmosferde, korkularından kurtuluyor, rahat bir şekilde cinselliği keşfediyor, konuşma terapisinin ötesinde tecrübeli bir profesyonel ile samimiyet ve etkileşim yaşantısına ulaşıyor. Ve bir terapist-danışan ilişkisinde olduğu gibi, bir seks bedel partnerinin müşterisi için cinsel açıdan çekici olup olmadığı da, yapılan çalışma için önemli değil...
 
BEDEL PARTNER UYGULAMASI KABUL EDİLEMEZ...
Türk cinsel terapistleri cinsel sorunu olan ve partneri olmayan kişilere partner bulma sorumluluğu kabul etmeyeceğinden, Cinsel Sağlık Enstitüsü Derneği (CİSED) yasal olarak bu uygulamaya izin verilmesinin toplumsal değer yargılarımız ve etik değerlerimiz açısından sakıncalı olacağını savunuyor. Yani bedel partner uygulaması ülkemiz için kabul edilemez bir uygulama... Çünkü seks bedel partnerliğinin serbest olduğu ülkelere bakıldığında, bedel partnerlik yeni bir iş sektörü oluşturuyor ve henüz yeterli sayıda cinsel terapistin olmadığı ülkelerde daha fazla sayıda seks bedel partnerinin ortaya çıkmasına neden olabiliyor.
 
AŞK SEANSLARI...
Helen Hunt'un oynadığı Aşk Seansları adlı filmde, bir seks bedel partneri ile çocuk felcine yakalanmış ve ölmeden önce bekaretini kaybetmek isteyen bir şair arasındaki ilişkinin gerçek hikayesini anlatıyor.
 
EĞRETİ GELİNLERİ ANIMSATIYOR...

Türkiye’de seks bedel partner uygulaması yasak ve etik olarak doğru bir uygulama değil... Ancak Türkiye’de yasak olan seks bedel partnerleri, bir zamanlar Anadolu’da 14–18 yaş arasındaki erkek çocukları evliliğe hazırlayan ve "Eğreti Gelin" filmiyle gündeme gelen eğitmenlerin bir benzeri... Eğreti gelinler Anadolu’da evlilik kurumunun kaidelerini tüm incelikleriyle genç erkeklere öğretirken; seks bedel partnerler ise günümüzdeki cinsel sorunları çözmede müşterilerine yardımcı oluyor. Bu açıdan bakıldığında seks bedel partnerlerine “eğreti damat” denilebiliyor. Eskiden Anadolu’da zengin aileler, ergen oğullarını kadın bedeniyle tanıştırıp evliliğe hazırlamak isterken, kendi evlerinde özel olarak döşenmiş bir oda açıyordu. Sevişken bedenlerini karın tokluğuna evlilik hazırlığı yapan delikanlılara sunan eğreti gelinler, birlikte oldukları erkeklerle ciddi ilişki yaşamamalarına rağmen, evlenme çağına gelen gençlere günlük ev hayatından cinselliğe kadar birçok konuda eğitim veriyor ve görevlerini tamamladıktan sonra da evden ayrılıyorlardı. Yani eğreti gelinler "sağdıçlık" gibi belirli bir süre Anadolu’da var olan bir sosyal destek olgularıydı. Cinsel sorunların çığ gibi büyüdüğü ve yaygınlaştığı günümüzde ise; sağdıçlık ve eğreti gelinlik yerine “Evlilik Öncesi Cinsel Danışmanlık ve Rehberlik” hizmetlerinin yaygınlaştırılması, yasal olarak tanımlanması ve topluma tanıtılması gerekiyor. Çünkü kadın bedeninin cinsel detaylarının reklam ve tüketim aracı olarak bir taraftan kimliksizleştirildiği, bir taraftan da çekim alanı olarak sivriltildiği bir dönemde, erkeklerin kadınlarda her zaman ve kolayca erişilebilen beden parçaları üzerinden cinselliği keşfetmeye veya fethetmeye çalışmaları, cinselliğin duygusal anlamalarını daraltabiliyor ve kısırlaştırabiliyor. Böylece cinselliğin duyguları ve ruhsal dalgalanışları içeren yapısı yozlaşıyor.

11 Ağustos 2014 Pazartesi

VAJİNİSMUS TEDAVİSİNDE ÖNEMLİ NOKTALAR

"Seks yapma korkusu" olarak bilinen vajinismus yeni evli çiftlerin en büyük kâbuslarından biri olmaya devam ediyor. Cinsel birleşme sırasında kadının çoğu zaman cinsel birleşmenin çok fazla ağrı ve acı yapacağı, çok fazla kanama olacağı yanlış beklentisi nedeniyle endişe, korku ve kaygı duyması, istemsiz olarak bacaklarını kasarak ve eşini iterek, cinsel birleşmeye kendini kapatması durumu olan vajinismusun kökeninde, çocukluk çağından kalma korkuların, doğru bilinen yanlışların (cinsel mitler), suçluluk, utanma veya ayıp gibi duygularının yeri büyük... Vajinusmus pek çok evliliğin sona ermesine neden olabiliyor, pek çok evlilik de vajinismus nedeniyle seks hayatı olmadan sürebiliyor. Ülkemizde cinsel tedavi kliniklerine başvuran her on çiftten biri vajinismus sorunu yaşıyor. Bu nedenle Cinsel Sağlık Enstitüsü Derneği (CİSED) Ücretsiz Cinsel Danışmanlık Hatları'na (0.312.212 66 26) başvuran kişilerden gelen "Muayenehanede gerdek olur mu?" soruları her geçen gün artıyor. 
MUAYENEHANEDE GERDEK OLMAZ, OLAMAZ...
Vajinusmus Türkiye'de pek çok çiftin hayatını karartıyor ve bu nedenle çok istismar ediliyor. Vajinismuslu çiftlerde uygulanabilecek doğru bir cinsel terapinin, sadece penisin vajene girmesinin başarılması ile değil, çiftin sağlıklı ve mutlu bir cinsel yaşantıya kavuşması ile de ilgilenen bir cinsel terapi yaklaşımı olması gerekiyor. Çünkü aksi bir durumda cinsellik mekanik bir sürece dönüşebiliyor. Oysa penis-vajina birlikteliğini hedefleyen yaklaşımlar ve muayenehanede cinsel birlikteliği yaşatmak, çoğu zaman sorumluluğu üzerlerinden atmak düşüncesine sahip çiftlerin uygun bulduğu bir yöntem olarak cinselliği mekanik bir eyleme dönüştürüyor. Uygulanan bu yöntemler geçici başarıya odaklı oluyor. Zaten korku, güven sorunu olan ve cinselliğe yönelik olumsuz duygu ve düşünceleri olan çiftleri muayenehane gibi güvensiz bir ortamda cinsel ilişkiye yönlendirmek, çiftlerin ilişkilerinde yıpranmalara, daha çok suçluluk ve utanma duygularının ortaya çıkmasına neden olabiliyor. Bu duygular içerisinde olan bireylere uygulanan muayenehanede gerdek yöntemi, bir çeşit tecavüz olarak dahi algılanabiliyor. Yani tedavi olurken tecavüze uğrayan kadınların sayısı her geçen gün artıyor. Çiftlere "İyileşeceksiniz" denilerek olmadık şeyler önerilmesi, muayenehane ortamında çiftlere ilişkiye girmelerini teklif etmek, çifti soyarak cinselliğe alıştırmak veya cinsel ilişkiye başlamalarına yardımcı olmak kabul edilir bir şey değil... Bir hekimin asla yapmaması gereken bir uygulama... Bu nedenle, bozulan ruhsal dengeyi sağlamak, cinsel eğitim vermek, düşünce ve duygu alışverişi kurmak, çiftlerin veya bireylerin kendilerini tanımalarını sağlamak, cinsel çatışmaları çözümlemek, bu çatışmalardan doğan kaygı ve gerginlikleri azaltmak, çiftler arasındaki ilişkileri iyileştirip olgunlaştırmak, gevşeme, güven duyma, konuşma, dokunma, aşk oyunları, kendine güvenme ve kendine yardım tekniği konusunda bilgilendirmek gibi birçok kavramı içinde barındıran cinsel terapi ile muayenehanede gerdek arasında uçurumlar var...
İYİLEŞTİRİCİ VE KEYİF VERİCİ CİNSEL EGZERSİZLER...
Çiftin arasında sevginin ve zevkin bir paylaşımı olan cinselliğin, birlikte yaşanacak bir hazzı esas alması ve ideal bir ortam içerisinde yaşanması gerekiyor. İdeal ortamın, muayenehane gibi hastalığı öne çıkaran ve çiftin sığındığı bir yer olmaktan çok, cinsel aktiviteleri destekleyen, keyif alınabilecek ve ego güçlerinin en iyi şekilde kullanımına fırsat tanıyan güvenli ve mahrem bir ortam olması gerekiyor. Bu ortamın "aşk oyunları" adını verdiğimiz iyileştirici ve keyif verici cinsel egzersizleri yapmayı sağlayacak tüm kaynakların en ideal şekilde çift için düzenlenip kullanıldığı bir atmosferi içermesi büyük önem taşıyor. Bu nedenle çiftlerin aşk oyunlarını evlerinde, kendi rahat, güvenli ve ideal ortamlarında yapmaları gerekiyor. Telefonların kapatılması, ışıkların rahatsız etmeyecek bir seviyeye getirilmesi, odanın ısısının dengelenmesi, kapıların kilitlenmesi, odada çifti rahatsız edecek fotoğrafların ve diğer nesnelerin kaldırılması yani özel ve rahat bir mekânın yaratılması tavsiye ediliyor. Çiftin ruhsal yönden rahat, huzurlu ve mahremiyet duygusu içerisinde olması gerekiyor. Muayenehaneler ne kadar uygun yapılandırılmış olurlarsa olsunlar, bireyselliğe, mahremiyete, duygusal güvenliğe olan saygının ihlal edilebileceği ortamlar... Bu nedenle CİSED bu tür tek seanslık tedavileri uygun ve etik bulmuyor ve halkımıza da tavsiye etmiyor.
VAJİNİSMUS TEDAVİSİ...
Vajinismus tedavisi için uygulanacak adımlar her ne kadar vajinismusun kadın üzerindeki süresine ve yoğunluğuna göre farklılık gösterse de, vajinismusun tedavi edilebilir geçici bir rahatsızlık olduğunun bilinmesine fayda var... Vajinismus cinsel terapisinde genellikle hiçbir cerrahi müdahale ve diğer girişimsel müdahaleleri uygulamak gerekmiyor. Çiftin tedavi süreci boyunca herhangi bir ilaç kullanması da istenmiyor. Yapılması gereken tek şey çiftin iyi bir rehber olacak cinsel terapisti bulması, her şeyi açıkça anlatması ve en önemlisi de iyileşme arzusunun olması... Çift bunu yapmayı başardığı takdirde, cinsel terapistinin onlara önereceği aşk oyunları adı verilen egzersizlerle, kendi kendilerini tedavi etmeleri mümkün olabiliyor.
 
VAJİNİSMUS CİNSEL TERAPİSİ İÇİN ÖNEMLİ NOKTALAR...
(1) Cinsel terapi programının duygusal ve fiziksel teknikleri içermesi gerekiyor. Çiftin cinsel terapi sürecine birlikte katılmaları daha iyi sonuçlar veriyor. (2) Vajinismus tedavisi doğru bilgi ve teknik gerektiren bir süreç olduğu için yapılacak planın, tecrübeli ve nitelikli bir cinsel terapist tarafından takip edilmesi önem taşıyor. (3) Cinsel terapi planına uyulduğu takdirde, umulduğundan daha hızlı ve kesin bir iyileşme elde edilebiliyor. Ancak, çiftin bu tedavi planına sadık olması ve sabırla uygulaması gerekiyor.
 
VAJİNİSMUS TEDAVİSİ İÇİN İZLENMESİ GEREKEN ADIMLAR...
1-AŞK KASLARIYLA (PELVİK TABAN KASLARI) İLETİŞİM SAĞLAMAK
Aşk kaslarının istemsiz kasılması sonucu vajinismus tablosu oluşuyor. Bu tür vajinal kasılmalar özellikle penis-vajina birlikteliğini içeren cinsel birleşmeye (penetrasyon) yakın olunduğu zaman belirginleşiyor. Çoğu kadın, bu kasların nasıl çalıştığı ve kontrol edileceği konusunda pek bilgiye sahip değil... İlk adım, aşk kaslarını kontrol etmeyi öğrenmek için onlarla bağlantı kurmayı içeriyor. Böylece kişi kendi eylemlerini kontrol edebiliyor. Diğer bir değişle, vajinismusun üstesinden geleme aşamasında, istemli bir şekilde, aşk kasların kasılmasını ve rahatlamasını sağlayarak bunun nasıl yapıldığını öğrenmek önem taşıyor.
 
2-AŞK KASLARINI KASIP GEVŞETMEK
Endişe, korku ve kaygı, genel olarak kaslarda, özellikle de aşk kasları üzerinde olumsuz bir etkiye yol açıyor. Herkeste olduğu gibi sinir sistemi acıya karşı savaşmak ya da kaçmak zorunda olduğundan, vücut bunu kaslarını gererek yapıyor. Bu otomatik bir mekanizma... Vajinismuslu kadınların tek farkı, korunma içgüdülerini kontrol edememeleri... Nasıl ki aşk kaslarının gerilmesi için komut veriliyorsa, gevşemesi içinde komut verilmesi gerekiyor. Bu kontrolü ele alabilmek için vücudun kas gruplarına (omuzlar, bacaklar, kollar, karın, vb.) odaklanmak gerekiyor. Odaklandıktan sonra kadın karnını içeri doğru çekerek kontrollü nefes almayı ya da omuzlarınızı kaldırıp indirmeyi yani kontrol etmeyi öğrenebiliyor. Bu çok kısa bir zamanda öğrenilebiliyor, bu süreçte bilinçli olarak vücudu dinlemek önemli... Nefes ve gevşeme egzersizleri, gerginliği ortadan kaldırmak, konsantre olmak ve fiziksel ağrıyı ortan kaldırmak için oldukça yararlı oluyor. Vücudun rahatlamasını öğrenmek aynı zamanda aşk kaslarını gevşetmeyi ve vajinal gerginliği önlemede etkili oluyor.
 
3-CİNSELLİK ALGISINI DEĞİŞTİRMEK
Vajinismusta ağrı seks ile geldiği için, seksin çift üzerindeki etkisi olumsuz oluyor ve cinselliğe bakışlarını olumsuz değiştirebiliyor. Vajinismusu aşmak için cinsellik algısını değiştirmek, çiftlerin seksten ve birbirlerinden zevk almalarını sağlamak gerekiyor. Bu da, ilk olarak bedenin hemen ardından da cinselliği öğrenmekle mümkün oluyor. Cinsel haz; duygu, zihin ve beden üçlüsünün birleşimiyle oluşuyor. Ağrının cinsel birleşme üzerinde kapalı bir etkisi olduğundan, bu etki çiftin cinsel isteğini azaltıyor. Bu nedenle vajinismustan kurtulmanın yolu, kontrolü ele alarak seksin olumlu tüm yanlarını düşünüp öğrenmeye çalışmak, mastürbasyon ile boşalmak ve hazza odaklanmak gerekiyor.
 
4-AĞRI YERİNE HAZZA ODAKLANMAK
Acı, cinsel aktivitelerle ilişkilendirildiği takdirde, beyin ağrıyı ve zamanını hafızaya yüklediği için bir sonraki denemede daha şiddetlisi yaşanıyor. Vajinismuslu kadının, tekrar tekrar gerçekleşen ağrıyı cinselliğe bağlamaya devam etmesi belleğini güçlendiriyor ve vajinismusun devamına ortam sağlıyor. Acı dolu anlar beyinde daha güçlü hale geldiği zaman da cinsellik stres veriyor, aşk kasları istemsiz kasılıyor ve en sonunda da acısız bir cinsel birliktelik yaşamak neredeyse imkânsız bir hal alabiliyor. Cinsel terapi süreci ve cinsel terapistin vereceği egzersizler sayesinde korku ortadan kaldırılıp, hafızanızdan silinebiliyor.
5-AŞK OYUNLARI OYNAMAK

Vajinismuslu çiftin ruhlarını ve bedenlerini cinsel birleşmeye hazırlamaları gerekiyor. Bunun için aşk oyunları (parmak egzersizleri, dilatörler, sevişme, mastürbasyon, gevşeme ve nefes egzersizleri, vb.) aşamalı olarak kullanılıyor. Özellikle parmak egzersizleri, en küçükten başlanarak çift parmak girişine kadar kademeli olarak kullanıldıktan sonra cinsel birleşmeye geçilmesi mümkün olabiliyor. Bu aşamada artık cinsel birleşme korkusunun üstesinden gelinmiş, vajinal kaslar üzerinde istemli bir kontrol sağlanmış ve geriye sadece cinsel birliktelikten zevk alma kalmıştır. Bu adımlar sorunsuz bir şekilde tamamlandıktan sonra, vajinismuslu bir çift sağlıklı ve keyifli bir cinsel ilişki kurabiliyor.

6 Ağustos 2014 Çarşamba

İKTİDARSIZLIĞIN DAYANILMAZ AĞIRLIĞI

Tatmin edici bir cinsel ilişki yaşamayı sağlayacak kadar iyi bir sertleşmeye sahip olamamak anlamına gelen iktidarsızlık; “cinsel yetersizlik” olarak biliniyor. Cinsel yetersizliğin anlamı erkekten erkeğe değişebiliyor. İktidarsızlık yaşayan bazı erkeklerin penislerinin sertliğini partnerleriye ilişkiye başlayacak seviyeye getiremedikleri, bazılarının ise ilişkiye başlayacak seviyeye getirebildikleri ama sertliklerini kısa sürede kaybettikleri biliniyor. Tıp dilinde,  “erektil disfonksiyon” olarak adlandırılan iktidarsızlık, halk arasında “ereksiyon bozukluğu” veya “sertleşme sorunu” olarak biliniyor.
İKTİDARSIZLIK TİPLERİ…
“Tam iktidarsızlık”, penisin herhangi bir şekilde hiç sertleşememesi durumu olarak tarif ediliyor ve bu hal yaşlılık hariç pek seyrek görülüyor. İktidarsızlık, olayın sebebine göre iki ana gruba ayrılıyor; penisin sertleşmesinde rol oynayan dokuların ve sistemlerin herhangi birinin hastalık, kaza ve ameliyat gibi nedenlerle hasara uğraması sonucu oluşan iktidarsızlığa “organik iktidarsızlık” veya “bedensel iktidarsızlık” adı veriliyor. Daha çok 40 yaş öncesi görülen ve vücut dokularında bir anormallik olmamasına rağmen, ruhsal nedenlerle penis sertleşmesinin bozulmasına ise “ruhsal iktidarsızlık” veya “psikolojik iktidarsızlık” deniliyor. Bazı hallerde ise erkekler, gerek psikolojik baskı, gerekse başka nedenlerden ötürü çok çabuk, çok hızlı, vajinaya girmeden veya girdikten çok kısa bir süre sonra boşalıyorlar, sertliklerini kaybediyorlar ve cinsellikten çoğu zaman zevk alamıyorlar, buna “erken boşalma iktidarsızlığı” adı veriliyor.
İKTİDARSIZLIĞIN NEDENLERİ…
Psikolojik ve organik iktidarsızlığın tedavi yöntemleri tamamen farklı… Bu nedenle, rahatsızlık durumunda organik ve psikolojik ayrımının yapılması önem taşıyor. Her erkek hayatının bir döneminde iktidarsızlık yaşayabiliyor, bu olağan ve doğal bir durum… Stres, yorgunluk, endişe, korku, kaygı ya da aşırı alkol kullanıldığında zaman zaman karşılaşılan bu durumun endişe edilecek bir yönü yok… Eğer erkek olağan ve doğal olan bu durumu kafasına takarsa, çok sorun ederse, “başarısızlık korkusu” yani “performans anksiyetesi” adı verilen bir kısır döngüye girebiliyor ve geçici bir durumu, sabit bir sorun haline dönüştürebiliyor. Her birleşmede bir önceki başarısızlık deneyimini hatırlayarak, anın tadını çıkartamıyor, dokunmanın ve sevişmenin verdiği hazza odaklanamıyor, tekrarlama korkusu tüm bedenini ve ruhunu sarıyor, cinsel hazzını engelleyerek penisinin sertleşmesini önlüyor. Partnerle yaşanan ciddi uyuşmazlıklar, çatışmalar, güç ve iktidar kavgaları, sevişme sırasında durdurulma ya da ev veya işte ciddi sorunlar yaşanması, cinsel birleşme sırasında tatmin konusunda kaygılar duymak, depresyon yaşamak, ortamın uygunsuzluğu cinsel bilgi azlığı gibi konular da psikolojik etkenler arasında yer alabiliyor. Korku ve nedeni bilinmeyen kaygı, cinsel uyarıyı baskıya uğratan etkenlerin başında yer alıyor. Kadın tarafından istenilmemek endişesi, hastalığa yakalanmak ve çocuk olması korkusu cinsel yetersizlik yaratabiliyor. Fazla mastürbasyonun yarattığı suçluluk kompleksi de, ileri yaşlarda cinsel yetersizliğe yol açabiliyor. Bütün bunların yanı sıra utanma, aşağılık duygusu, işine aşırı düşkünlük, işsiz kalma endişesi, eşlerdeki soğukluk da birer cinsel yetersizlik nedeni olabiliyor. Eskiden iktidarsızlığın oluşum mekanizmaları yeterince bilinmiyordu ve olayın çoğu zaman psikolojik kökenli olduğu düşünülüyordu. Ancak yapılan çalışmalar bunların %70´inde organik sorunlar olduğunu ortaya koydu… Yani atardamarların daralması sonucu penise gelen kanın azalması, toplardamarların gereğinde kapanamayıp, gelen kanı geri kaçırması, penise gelen ya da giden damarların hasarlanması, hormon bozuklukları, şeker hastalığı, yüksek kolesterol düzeyleri, penisin süngersi yapısını etkileyen hastalıklar, inmeler (beyin kanaması vb.) sinir sistemi hastalıkları, ciddi organik kronik hastalıklar (böbrek yetersizliği, karaciğer yetersizliği vb.) gibi sertleşme mekanizmasını etkileyen birçok organik neden, aşırı sigara, alkol veya uyuşturucu kullanılması gibi bağımlılıklar ve ilaçların yan etkileri gibi dış etkenler penisin sertleşmesini engelleyebiliyor.
YIKICI BİR AŞK BU…
İktidar erkeğin aşkı olarak biliniyor. İktidarsızlık ise yıkıcı bir aşka dönüşüyor. Cemal Süreya’nın şiirinde olduğu gibi, “Yıkıcı bir aşk bu, yıkıyor milletin ortasına, tutku yükünü. İşgalci bir aşk bu, samanlık sevişenin diyor, başka şey demiyor.” Bu nedenle iktidarsızlık hem psikolojik hem partner ilişkileri hem aile hayatı hem de sosyal ilişkiler üzerinde yıkıcı etkilere sahip olabiliyor. En başta yüksek kolesterol, yüksek tansiyon, şişmanlık, sigara tüketimi, hareketsizlik gibi kardiyovasküler risk faktörü taşıyan kişiler iktidarsız olma konusunda da risk taşıyor. Bunun dışında şeker hastalığı ve nörolojik hastalığı olanlar, hormonsal bozukluğu olan ve sinirlerin zarar görebileceği ameliyatlar geçirenler de daha yüksek risk altında oluyor. Yani hastalığı olmayan yaşıtları ile karşılaştırıldığında şeker hastaları 4,1, damar hastalığı olanlar 2,6, kalp problemi olanlar 1,8, kolesterolü yüksek olanlar 1,7, yüksek tansiyonu olanlar 1,6 kat daha fazla sertleşeme bozukluğu geliştirme riski altında oluyor.

İKTİDARSIZLIĞI ÖNLEMEK İÇİN TAVSİYELER…
Bazı şeylere dikkat etmek iktidarsızlığı önlemeye yardımcı olabiliyor. (1) Sigarayı bırakmak, (2) spor yapmak ve daha çok hareket etmek, (3) alkolü sınırlamak, (4) sağlıklı bir diyet yapmak ve bol sebze, meyve ve lifli yiyeceklerden oluşan bir beslenme düzenini benimsemek, (5) penise zarar verebilecek sert seks yapmaktan kaçınmak, (6) stresi azaltmak, (7) iyi bir uyku uyumak, (8) evlilik ve aile hayatında çatışmalara son vermek, (9) fazla çalışmamak ve (10) sertleşme için antrenman yapmak yani alışılmış cinsel hayatın hem sıklık, hem teknik olarak dışına çıkılarak erkeğin daha fazla uyarılması ve daha iyi sertlik elde edilmeye çalışılması, çoğu zaman iktidarsızlık gelişmesini önlüyor veya geciktiriyor.

SAĞLIKLI VE MUTLU BİR SEKS HAYATI İÇİN…
İktidarsızlık yüzde yüz tedavisi olan bir cinsel işlev bozukluğu, fakat öncelikle nedenini belirlemek gerekiyor. Bunun için 40 yaş öncesi dönemde öncelikle bir cinsel terapiste, 40 yaş sonrasında ise bir hekime başvurmak ve gerekli testleri yaptırmak önem taşıyor. Ayrıca sağlıklı ve mutlu bir seks hayatı için; (1) beş duyu ile sevişmeyi sevmek, (2) penisini performansıyla değil varlığıyla sevmek, (3) penisin performansını olduğu gibi kabullenmek ve (4) yaşam biçimini değiştirerek keyifli kılmak gerekiyor.

MEHMET’İN HİKÂYESİ…
Annelerin erkek çocukları üzerindeki etkileri, cinsel konuları tabu gibi göstermeleri, ileride bir takım problemlere yol açabiliyor. Buna ilave olarak, çocukları üzerinde hâkim rol oynayan “çekici” veya “saf ve masum” annelerin çocuklarında cinsel yetersizlik görülebiliyor. Anneye fazla derecede itaat, bağlılık ve düşkünlük, anne ile aynı yatakta yatmak, erkeklerde seksüel gelişmeyi engelleyebiliyor. Mehmet buna güzel bir örnekti. Bir derneğin genel sekreteri olarak yoğun çalışan ve 30 yaşlarında olan Mehmet, 3 aydır evliydi, evlenmeden önce cinsel münasebetlerinde her şey normal olduğu halde, evlendikten sonra, karısı ile cinsel ilişkide bulunurken iktidarsızlık yaşamaya başlamıştı. Evlenmeden önceki cinsel iktidarı evlendikten sonra yok olmuştu. Mehmet’in hikâyesini ayrıntılı olarak dinledim, iktidarsızlığının nedeninin “Kadın kutsaldır, onun namusu kirletilemez” şeklindeki hatalı terbiyede olduğu ortaya çıktı. Yani Mehmet kadınları “evlenilecek” ve “yatılacak” olmak üzere ikiye ayırmıştı, evlenmeden önce temasta bulunduğu kadınlar yatılacak, karısı ise evlenilecek bir kadındı ve onunla seks yapması doğru değildi. Bu nedenle iktidarsızlık yaşıyordu.

30 Temmuz 2014 Çarşamba

TÖRENSEL DAVRANIŞLARDA BULUNMA

Ego, iç dünyadan gelen ve hoş olmayan ya da katlanılamayan dürtüler, fanteziler ya da duygulara karşı direnir, bir tür “savunma” durumuna geçer. Çünkü dürtülerin çoğu kaygı yaratır ve hem ego, hem dış dünya, hem de kişinin vicdanı tarafından beğenilmez, eleştiriye uğrar, reddedilir veya üzerlerinde yapılacak her türlü değişikliğe boyun eğmek zorunda kalır. Egonun bu durumda amacı, ruhsal sınırların korunmasını sağlayacak uygun savunma mekanizmalarıyla dürtüleri sürekli olarak kesintiye uğratmak veya dönüştürmektir. Ego savunma mekanizmaları başarıya ulaştığı takdirde “ruhsal ateşkes” sağlanmış olur. Bu ateşkes sağlanamadığında “nevrozlar” ortaya çıkar.
TEKRAR EDEN DAVRANIŞLARA “NEVROZ” ADI VERİLİR…
Bir kişinin genellikle nedenini bilmediği ya da çok az bildiği iç çatışmalarla birlikte, toplumsal yaşama uymak için gösterdiği çabalardan kaynaklanan ve hiçbir anatomik, fiziksel nedeni olmayan ciddi ve sürekli davranış bozukluklarına yani tekrar eden davranışlara “nevroz” adı verilir. Nevrozlar çok çeşitli biçimlerde ortaya çıkarlar ve içinde yaşanılan topluma göre değişiklik gösterirler. En belirgin ve yaygın nevrozlar arasında; olgun olamama, yaşça küçük hissetme hali, abartılı suçluluk ya da sorumluluk duygusu, cesaretsizlik ya da aşırı cesaret gösterme, bedenle ilgili işlevsel bozukluklar, cinsel bozukluklar ve insan ilişkilerinde yaşanan sıkıntılar sayılabilir. Nevrozlu bir kişi zaman zaman yaşadığı bunalım nöbetleri dışında günlük yaşamını sürdürebilir. Kişi meslek hayatını ve sosyal yaşamını sürdürebilse de nevrozlar, kişiyi yıpratan bazı ödün vermelere, kendini kasmalara ve törensel davranışlarda bulunma gibi değişik davranışlar sergilemeye zorlayabilir.
İKİ TİP NEVROZ VAR…
Nevrozlar iki gruba ayrılır; (1) ruhi ıstıraplar ve korkularla kendini gösteren, içinde bulunulan zamandan kaynaklanan ve doyuma ulaşamamış cinsel dürtüler yüzünden ortaya çıkan, bunalım nevrozları ve psikasteni (yersiz ve asılsız olduğunu bilinse bile kafadan atılamayan düşünceler) gibi “güncel nevrozlar” ve (2) saplantı nevrozu (kişi bir şeye saplantı duyar ve bu saplantıya bağlı olarak bazı davranışları sergiler ve saplantısından kurtulmak için aşırı el yıkanma, saçma denetimler yapma, büyü yaptırma, törensel davranışlarda bulunma gibi bir dizi yollara başvurur), korku nevrozu (nedensiz bir korku söz konusudur ve korkulan şeye ait bir görüntü kişiye krizler yaşatabilir) ve histeri gibi kişiyi etkileyen uzak geçmişteki bir olaydan kaynaklanan “geçmiş kaynaklı nevrozlar”
SAVUNMA MEKANİZMALARI BİLİNÇDIŞIDIR…
Dış dünyadan gelen tehlikeli uyaranlara karşı her canlı varlığını korumak ister. Bunlar genelde kaçma, donup kalma ya da acı veren uyaranları ortadan kaldırma şeklindedir. Ancak kişi sadece dışarıdan gelen tehlikelere karşı kendini savunmaz, iç dünyasından kaynaklanan yasak ve kabul edilemez dürtülere karşı da kendini savunur, bu genellikle bilinçdışı süreçler olarak yaşanır. Nevrozlarda yaygın olarak kullanılan savunma mekanizmaları arasında “törensel davranışlarda bulunma”, bastırma, aklileştirme gibi savunma mekanizmaları yer alır. Ama törensel davranışlarda bulunma savunma mekanizması sürekli tekrar etmeye başladığında, artık bir nevroz halini alır ve bunu “takıntı hastalığı” olarak bilinen “Obsesif Kompülsif Bozukluk” (OKB) ile karıştırmamak gerekir. OKB, “obsesyon” adı verilen takıntılı düşünce, fikir ve dürtüler ile “kompulsiyon” adı verilen yineleyici davranışlar ve zihinsel eylemlerden oluşan bir ruhsal hastalıktır. Obsesyon, kişinin zihnine girmesine engel olamadığı, zihninden uzaklaştıramadığı düşünce, fikir ve dürtülerdir. Kişinin isteği dışında gelirler, kişi tarafından mantıkdışı olarak değerlendirilirler ve yoğun sıkıntı ve huzursuzluğa yani kaygıya neden olurlar. Kompulsiyon ise; obsesyonların neden olduğu yoğun sıkıntı ve huzursuzluğu azaltmak ya da ortadan kaldırmak üzere yapılan yineleyici davranış ve zihinsel eylemlerdir.
ÇOCUKLUKTA AYRILIK KAYGISI YAŞIYORLAR…
Çocuk ona bakım veren kişilere bağlanır. Bu kişileri kaybetmekten çok korkar. Buna ayrılık anksiyetesi (kaygısı) adı verilir. Özellikle 6 ay ile 36 ay arasındaki bir çocuk, bu dönemde ayrılığı tolere edemez. Bu dönemde annenin, babanın veya diğer bakım veren kişilerin çocuktan ayrılması durumunda, çocuklar yetişkinler gibi “Benim bir sıkıntım var, mutsuzluğum var” diyemez. Ayrılmanın sıkıntısını hareketlerinde artış, yerinde duramama, ağlama, tepinme, karın ağrısı, bulantı, kusma, uykularda sıklıkla kâbus görme gibi davranışlarıyla gösterir. Bazen çocuk törensel davranışlarda bulunmaya başlar. Örneğin çizgilere basmadan yürüme oyunu oynarlar, yatağa girmeden belli sıra izleyen bazı kurallara uyarlar, belli bir yerde yatmak isterler. Kısıtlayıcı ve sıkıntı verici bu tür davranışlar olmayınca huysuzlaşabilirler, aşırı kaygı yaşarlar, olayı baştan yapma gibi belirtiler ortaya çıkartabilirler. Çünkü akla gelen ve doğru olmasa bile uzaklaştırılamayan bir düşünce ortaya çıkar ve bu düşünceyi uzaklaştırmak için çocuk kendini törensel davranışlar yapmak zorunda hisseder. Ancak bu davranışlardan ziyade çocuğun iç dünyasında yaşadığı mücadele çok acı vericidir, hissettiği duygular, korkular, sıkıntılar yoğundur. Ayrılma anksiyetesi yeterince korkutucuyken, ayrılmanın gerçekten olması çocuk için ölüm gibidir ve belirtileri yetişkinliğe kadar uzanır. Yetişkinlikte evlenip boşanma gibi bir ayrılık yaşandığında, çocukluğun kaygıları geri döner ve kişide elde edip terk etme, her sabah aynı yerde kahvaltı yapma gibi törensel davranışlarda bulunma etkinlikleri başlar.

ÇOCUKLUKLARINI TEKRAR EDİYORLAR…
Bazı insanların hayatı törensel davranışlarla doludur, hem de saplantılı bir şekilde… Az bilinen ama sık görülen savunma mekanizmalarından biri olan törensel davranışlarda bulunma aracılığıyla kişi, çocukluğundaki ortamı anımsar, çocukluğundaki travmaları tekrar eder, çocukluk yaralarını kendi kontrolü altına alır, tekrarladıklarını sürekli değiştirerek iç dünyadan kaynaklanan ve sebebini bilmediği kaygısına karşı bilinçdışı çözümler üretir. Bu şekilde iç dünyasındaki sıkıntılarını denetleyebilir ve diğer insanlardan gizleyebilir. Bir tören gerçekleştirdikten sonra kaygısını en azından o an için denetleyebilir. Sadece yakın ilişkide olan insanlar bu törensel hareketleri fark edebilir. 
HER GÜN YENİ BİR PARTNER BULMA ZORLANTISI…
Örnek olarak, çocukluğunda önemli bir kayıp yaşayan bir kişi, her gün yeni bir partner bulur kendine, onunla yatar ve ertesi günde kendi rızasıyla partneri kendinden uzaklaştırır, yani bir şekilde kaybeder. Onunla üst üste iki gece geçiremez, idealize ettiği çocukluk yoldaşını aynı partnerde bir daha bulabilmesi için aradan en azından bir kaç gece geçmesi gerekir. Törensel olarak elde etme ve sonra terk etme şeklindeki davranışlarla kendisini ve sevgililerini parçalara böler ama aynı zamanda bu tür davranışları üzerinde denetim de sağlamış olur. Yani bir şekilde vaktiyle kendini terk eden ebeveynini tekrar elde eder ve ebeveyni yerine koyduğu kişi kendini terk etmeden, onu terk ederek, terk edilmeyi kendi kontrolüne alır ve geçmiş travmasını tekrarlar. Bu tür bir törensel hareketle ebeveyninden hiç ayrılmamış, bu ayrılıkla hiç örselenmemiş olduğu yanılsamasını yaratır. Besleyici bir ebeveyn imgesiyle yeniden birleşmek veya ondan ayrılma şeklinde çocukluk travmasını tekrar ederken, yeni bir partneri arzular ve elde etmek için elinden geleni yapar ama aynı zamanda ona karşı öfke duyar ve terk eder. Elde edip terk etme gibi törensel davranışlar, çocukluktaki terk edilmenin sıkıntısından kurtulmaya ya da var olan sıkıntıyı azaltmaya veya terk edilme korkusunu kendi kontrolüne alıp, kendini terk edilme durumundan korunmaya yöneliktir; ancak bu davranışlar bir zaman sonra başka sıkıntılara davetiye çıkartır ve hiç işe yaramaz. Çünkü içsel çatışmalar ve bunlara eşlik eden kaygıyla başa çıkmak üzere törensel davranış örüntüleri geliştirmeye kişi, çok erken yaşlarda başlar. Bu nedenle kişi törensel davranışlarını gerçekleştirdiği sırada, çocukluğundaki özgün sevgi yoldaşlarını bugün onları temsil eden partnerlerden ayırt edemez. Böylece törensel davranışlar şeklinde geliştirdiği savunma mekanizmasıyla, geçmişte yaşadığı huzursuz edici, ölüm gibi çocukluk duygularıyla yüzleşmeye karşı kendini “korumuş” olur, onları bastırır.
FARKINDALIK VAR AMA İÇGÖRÜ YOK…
Kişi yaptıklarının farkındadır, bilir, anlar, mantık yürütür, farkındalığı vardır ama hissedemez, içgörüsü yoktur. Farkındalık soğuktur, bilişseldir. İçgörü ise farkındalıkların toplamıdır, sıcaktır, duygusaldır. Çünkü yeni bir partner bulma davranışı tatlı yeme, spor yapma gibi bir arzu veya bir “istek” değildir, nefes alıp vermek gibi bir “ihtiyaç”tır, mecburiyettir. Onun için her akşam yeni bir sevgili bulmak soluyacak temiz hava bulmaya benzer, aksi halde yanan bir binada dumandan boğuluyormuş gibi hisseder kendini…
TEDAVİSİ PSİKOTERAPİ İLE MÜMKÜN…

Törensel etkinliler artık başa çıkılamaz bir hal aldığında kişi psikoterapiste başvurur. Psikoterapi süreçleriyle, törensel davranışlar bir ihtiyaç olmaktansa, bir arzuya dönüştürülür, bir “seçim” yapmaya kişi hazır hale gelir. Çocukluğundaki sevgi nesnelerini temsil eden kişilerle günlük buluşmalarını daha uygun bir şekle sokup, zamanla bu tür törensel davranışlardan vazgeçebilir.

KADIN SÜNNETİ

Kadının boşalmasından ve orgazm olmasından sorumlu olan klitorisin kesilerek alınması şeklinde görülen cerrahi uygulamaya "kadın sünneti" adı veriliyor. Başta cinsel terapistler olmak üzere Birleşmiş Milletler, Dünya Sağlık Örgütü ve çeşitli devletler tarafından "genital sakatlama", "kadının kastre edilmesi" veya "kadını cinsel zevk alamaz hale getirme" olarak adlandırılan bu uygulama özellikle geri kalmış ve dini baskıların yoğun olduğu topluluklar olmak üzere, orta Afrika kabile toplumlarınca ve bazı Güneydoğu Asya ülkelerinde yapılan daha çok "geleneksel" bir uygulama...
DÖRT TİPİ VAR...
Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ)'ne göre dört tür kadın sünneti yapılıyor. (1) En çok uygulanan birinci tipinde prepusla birlikte klitorisin bir kısmı veya tamamı kesiliyor. (2) İkinci tipinde klitoris ve prepus ile birlikte çevresindeki küçük (labia minör) ve bir kısım büyük dudaklar (labia majör) kesililiyor. (3) Üçüncü tipi Mısır firavunu Pharaoh'dan dolayı "Firavun Sünneti" olarak biliniyor ve klitoris ve prepus ile birlikte küçük ve büyük dudakların neredeyse tümü kesiliyor ve açık yaranın dış çeperleri biraraya getirilerek yara tümüyle dikiliyor, sadece idrar ve aybaşı kanamasının akabileceği ve ancak küçük parmak genişliğinde olan bir açıklık bırakılıyor. (4) Dördüncü tipinde ise kadınlığı ve dişiliği sembolize eden her yere küçük kesiler yapılıyor. Yani sembolik olarak klitoris ve vajina dudakları çiziliyor, klitoris dağlanıyor veya vajina genişletilecek şekilde kesiliyor veya bazı ilaçlarla daraltılıyor.
KADINI VE KADINLIĞI YOK SAYMAK VE AŞAĞILAMAK İÇİN YAPILIYOR...

Kadın sünneti, hem psikolojik hem cinsel anlamda hem de bedensel olarak kadının kendisini ve doğacak çocuklarının sağlığını olumsuz yönde etkiliyor. Afrika'nın "ilkel" geleneklerine göre klitoris kesimi kadının temizliği ve saf bir anne olabilmesi için gerekli... Bu nedenle sünnet olmamış bir kadının evlenmesi doğru karşılanmıyor. Çünkü cinsel zevki keşfeden bir kadının eşine sadık olamayacağına, "iyi, temiz ve saf" bir anne olamayacağına inanıyorlar. Kadın sünneti, İslam dininde dini vecibeler arasında yer almıyor ama buna rağmen kadını ve kadınlığı yok sayan ve aşağılayan birçok dini lider tarafından kadın sünneti zorla uygulatılabiliyor. Bu nedenle kadın sünnetini cinsel hakların ihlalinden önce insan hakları bağlamında ele almak ve çok ağır yasal yaptırımların gündeme getirilmesi gerekiyor...

16 Temmuz 2014 Çarşamba

REBOUND İLİŞKİLER

Uzun bir ilişkiden sonra, ilişkisi sonlanan bir kişinin, ayrılıktan geriye kalan kırıntıları üzerlerinden atabilmek ve ayrılık acısını hafifletebilmek için tercih ettikleri ilişkiye rebound ilişki adı veriliyor. Ayrılık acısı çekenlerin kısa sürede toparlanabilmeleri için başvurdukları bu yeni ilişki elde etme yolu, her ne kadar tavsiye etmesek de günümüzde oldukça sık rastlanan bir durum... Çünkü ayrılık sonrası yoğunlaşan karmaşa, alışkanlıkların kaybedilmesinin getirdiği güvensizlik, yalnız kalma korkusu, muhtaçlık veya bağımlılık gibi duygular rebound ilişkilere yol açabiliyor. Duygusal bağlantı ya da karşı cinsle oluşan duygusal çekim gücü yerine, kızgınlık, öfke, utanç ve korkunun hâkim olduğu rebound ilişkiler, ciddiye alınması gereken önemli psikolojik problemlerin başında geliyor.
REBOUND İLİŞKİLER GEÇİŞ NESNESİ GÖREVİ GÖRÜYOR...
Geçiş nesnesi çocuğun hayatı için bir süre çok önemli hale gelen, onu rahatlatan, battaniye ya da eskimiş bir pelüş oyuncak gibi nesneler... Bunlar, çocukların uyuma esnasında ihtiyaç duydukları, yanlarında olduklarında daha iyi hissettikleri eşyalar olarak dikkat çekiyor, yani çocuklar için annenin yerini tutan, anne sıcaklığını çağrıştıran, kendini güvende hissettiren, anneden ayrılmaya çocuğu hazırlayan geçiş nesneler oluyor. Çocuk geçiş nesnesini kendi kontrolüne almak ve onun sadece kendisine ait olmasını istiyor, nesneyi sürekli yanında taşıyor. Geçiş nesneleri bir süre çocuklar için önemli oluyor, sonra herhangi bir nesne haline dönüşüyor. Çocuklukta yaşanan bu süreç, yetişkinlikte ayrılık sonrası birçok kişinin kapısını tekrar çalabiliyor, yani rebound ilişkiler eski ilişkiden ayrılmanın acısını hafifleten geçiş nesnesi görevi görüyor. Geçiş nesnesi, gerçek dünyaya geçmemiş olan çocuğun, gerçek dünyaya daha yumuşak geçiş yapmasını sağlarken, rebound ilişkiler yetişkinlikte ayrılmanın acısını hafifletiyor ve ayrılığın yasını tutmayı önlüyor. Çocukların, ihtiyaç duydukları bir dönemde geçiş nesnesine bağlanmalarının ve kendilerini güvende hissetmelerinin hiçbir sakıncası yokken, yetişkinlikte yaşanan rebound ilişkiler yeni bir ilişkinin sağlıklı kurulmasını önlüyor.

REBOUND İLİŞKİ VE REBOUND SEVGİLİ...
Hayal kırıklığından sonraki tepki, çarpıp geri gelmek anlamına gelen rebound; bilindiği üzere basketbolda potadan dönen topun başarılı bir şekilde başka bir oyuncunun eline geçmesi olarak biliniyor. Rebound ilişki ise, biten bir ilişkinin yarasını sarmak için kurulan acil ilişki anlamına geliyor. Uzun bir ilişkiden çıkan, ayrılık acısı yaşayan ve alışkanlıkları tepetaklak olan bir kişinin, kendini toparlayana kadar ya da eski sevgilisi kıskansın diye kısa sürede bulduğu kişiye rebound sevgili adı veriliyor.

AŞK MI YOKSA REBOUND BİR İLİŞKİ Mİ?
(1) Sürekli eski sevgiliyle ilişkisinin nasıl bittiğinden bahsediliyorsa, (2) cinsel ilişki veya sevişmeler sırasında eski sevgilinin adı ağızdan yanlışlıkla çıkıyorsa, (3) geçmiş ilişkiden örnekler veriliyorsa, (4) yeni sevgiliyle eski sevgili kıyaslanıyorsa, (5) ‘ikimiz, biz’ gibi kelimeler yerine 'ben' ile başlayan cümleler sık kuruluyorsa, (6) ortada yaşanmış güzel hatıralar olmadan ilişki için bir taraf fazla heyecanlı ve hevesliyse, (7) duygusallıktan ziyade daha çok fiziksel yakınlık kuruluyorsa, (8) ilişkinin yükü sadece bir kişinin omuzlarındaysa veya (9) eski arkadaşlar eski sevgiliden sık bahsediyorsa o ilişki rebound bir ilişki olabiliyor... Rebound ilişkilerin gerçek aşk ile hiçbir ilgisi yok... Genellikle yeni bir ilişkiye başlarken hissedilen tatlı heyecanlar, aşk ile karıştırılıyor ve kişi âşık olduğu yanılgısına kolaylıkla düşebiliyor. İlişkinin ilerleyen evrelerinde, beyaz atlı prensler kurbağaya ya da güzeller güzeli prensesler külkedisine dönüşebiliyor. İlişkinin henüz başlarında, Benimle eskisi gibi ilgilenmiyor”, “İlişki heyecanını yitirdi”, “Artık telefonum hiç çalmıyor”, “Yan yana olmaktan keyif almıyor” gibi ifadeler sık kullanılıyorsa, muhtemelen ilk görüşte aşk yerine rebound bir ilişki yaşanıyor olabilir. Diğer bir değişle, aşk izlenimi veren heyecanlar, mutluluklar, yoğun arzular, bakışmalar, gülüşmeler ya da koklaşmaların hepsi, eski alışkanlıklar sonucu boşluğa düşen partnerin içinde bulunduğu duygu yoğunluğundan kurtulmak için gösterdiği çırpınmalar olabiliyor. Dolayısıyla, bir taraf hayatının aşkını yaşayacağını düşünüp, kendinden geçerken, diğer taraf ise kendisini iyileştirecek bir hastanenin acil servisinde gönlüne pansuman yaptırıyor olabilir. Sonuç olarak, cicim aylarında yaşanan ilgi ve yakınlık problemleri rebound ilişkinin habercisi olabiliyor. Çünkü aşk acısı geçtikçe, ilgi de azalıyor.

NEDEN REBOUND İLİŞKİ TERCİH EDİLİYOR?
Çiftin yaşadığı duygusal ve fiziksel deneyimler gitgide güçlenen bir bağa dönüşebiliyor. Oluşan bu bağ ile birlikte, bireylerin kişilik özellikleri, olaylara verdikleri tepkiler, duygusal ifadeler, çatışmalar ve beden hazları birbirine karışıyor. Alışkanlık olarak adlandırılan bu uyum süreci, çiftin birbirine olan duygusal bağını kuvvetlendiriyor. Bu nedenle, ayrılık süreci yani yas dönemi çok sancılı geçiyor. Ayrılık sürecinde kişi, duygusal yüklerini azaltma ihtiyacı duyuyor ve geçmişle bugünü sorgulama iznini kendine vermek yerine, acıyı hızla atlatabilmek için yeni bir ilişkiye başlamayı tercih ediyor. Bu psikolojinin altında çoğu zaman kişinin hala birini sevebileceğini ya da biri tarafından sevilebileceğini kendine kanıtlama ihtiyacı da yatıyor. Böylece, kişi kaybettiği özgüvenine tekrar kavuşacağını ve bir öncekini sıradanlaştıracağını düşünüyor. Oysaki biten ilişkiden arda kalan kalp kırıklıklarını hiç vakit kaybetmeden diğer bir değişle, yas süreci yaşanmadan telefi etmeye çalışmak, daha büyük bir psikolojik travmanın yaşanmasına neden olabiliyor. Böyle bir durumda, yeni başlanan birliktelikler de gözyaşları içinde son bulabiliyor. Sonuç olarak, yaşanması gereken bir yas süreci ve çekilmesi gereken bir acı varsa, beynin eninde sonunda bunu yaşaması gerekiyor. Bu nedenle, alkole sarılmak gibi yeni bir partnere sarılmak asla iyi bir özüm olmuyor.

SİZDEN GİTMESİNE İZİN VERİN…
Ayrılıktan sonra yapılması gereken en önemli şey, ilişkinin bittiğini ve partnerin gittiğini kabullenmek... Çünkü bittiğini kabullenmek ve biten ilişkinin yasını tutmak yeni ve sağlıklı başlangıçlara zemin hazırlıyor. Rebound ilişkilerle gideni akılda taşımaya devam etmenin bir anlamı yok, acıyı yok saymaya ya da atlatabilmek için yeni bir ilişki arayışına girmeye hiç gerek yok... Ayrılık ve ayrılıkla birlikte ortaya çıkan yas süreci çok acı veriyorsa, daha hafif ve zararsız bir şekilde atlatabilmek için bir terapistten psikolojik destek almak en akılcı çözüm gibi görünüyor.

AŞK ACISINI HAFİFLETMENİN YOLLARI...

Her insan hayatının bir döneminde ayrılık acısı çekiyor. Ayrılık acısını daha kolay atlatmak için; (1) giden sevgiliyi görmemek gerekiyor, ne kadar az görüşülürse o kadar kolay unutuluyor, gözden ırak olan gönülden de ırak oluyor. (2) Ayrılık sonrası eski sevgiliye ait tüm eşyaları, onun aldığı veya onu hatırlatan her şeyi elden çıkartmak önem taşıyor. (3) Yas sürecinde sosyalleşmek ve dostlarla vakit geçirmek işe yarıyor. (4) Ayrılık sürecinde yeni hobiler elde etmek veya eski hobilere ağırlık vermek keyifli anlar yaşanmasını sağlayabiliyor. (5) Hüzünlü aşk şarkıları dinlemek yerine neşeli parçalar dinlemek, komedi ve macera filmlerini izlemek keyfe keyif katabiliyor. (6) Spor yapmak hem ruha hem de bedene iyi gelebiliyor. (7) Kısa bir seyahate çıkmak, tatil yapmak kafayı dağıtabiliyor. (8) Doğa ile baş başa olmak, bitkilerle ilgilenmek ruha şifa verebiliyor. Ama tüm bunların yerine unutmak veya aşk acısını hafifletmek için hemen yeni bir ilişkiye adım atmak, yapılan en büyük hataların başında geliyor, kişi hem kendine hem de karşındakine çok ama çok zarar verebiliyor.